Atık tesisleriyle çevre mücadelesinde karşı görüş: Yaptırmayınca maçı kazanmış mı oluyoruz?

Ekrem Hayri Peker’i yıllar önce Yeşim Fabrikası’nda çalıştığı dönemlerden tanıyoruz. Kimya mühendisidir. Aldığı eğitim doğrultusunda mesleğiyle ilgili konularda titizdir.
Ayrıca…
Ülke ve kent gündemiyle ilgili konuları çok yakından izler. Gelişmelere yönelik kendi görüş ve düşüncesini üretir, yorumlar yapar. Bunları da Kent gazetesindeki köşesinden paylaşır.
Mustafakemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulması söz konusu olan, ancak müthiş bir çevre direnişi ile karşılaşan, kamuoyunun Marzinc olarak tanıdığı baca tozu geri kazanım tesisiyle ilgili son gelişmeleri yorumladığımız “İnsana rağmen bir şey yapılamıyor: İşte Marzinc örneği…” başlıklı yazımızdan sonra Ekrem Hayri Peker’den elektronik posta aldık.
Konuya…
Bir de tersinden, yani geri dönüşüm tesislerinin gerekliliği açısından bakılmasını isteyen Peker, gönderdiği elektronik postada öncelikle “Çevre ile ilgili mücadeleleri izliyorum,acı acı gülüyorum. Yaptırmayınca maçı kazanmış oluyoruz ne güzel” diyor.
Sonra da…
“Atıkları bertaraf edecek tesisler açılmayınca onlar yok olmuyor ki” diye ekleyip İznik Gölü kenarına sessizce gömülen atıklar olduğunu anımsatıyor.
Ardından…
Kaleme aldığı “Çok teşekkür ederiz” başlıklı yazısında, çevre adına yapılan mücadelenin sonuçlarına karşı görüş olarak ironik bir görüş getiriyor.
İşte Ekrem Hayri Peker’in yazısı:
“Biz çevreyi kirleten sanayiciler siz çevrecilere ve yetkililere çok teşekkür ederiz. Sayenizde katı atıklarımızı yakacak bir tesis kurulamadı.
Katı atıklarımız kayıt altına alınacaktı. Katı atıklarımızı gömmek yerine katı atık yakma merkezine vermek zorunda kalacaktık. Bu işlem için para ödeyecektik, giderlerimiz artacaktı.
Oysa şimdi eskisi gibi idare edeceğiz.
Atıklarımızın bir kısmını çöpe atacağız, büyük bir kısmını ise yine toprağa gömeceğiz. Yağmurlar bu kirliliği yeraltı sularına taşıyacak. Çoğu kanserojen olan bu maddeler çiftçinin yaptığı sulamalar ile soframıza taşınacak. Bu sulardan içen hayvanların etini yiyeceksiniz afiyetle.
Oysa katı atık yakma tesisi için şu yerler şu bölgeler diyebilirdiniz. Sadece İzmit’e kurulan tesis yetmez, birçok bölgeye kurulmalı diyebilirdiniz.
O zaman ne yapardık?
Biz Samanlı, Kumlukalan, Panayır bölgesindeki arıtmasız boyahane sahipleri, yıllardır suları ve toprağı kirletmemize göz yuman Bursa’nın resmi ve yerel yöneticilerine, köy muhtarlarına, STK’larına, Oda’lara çok teşekkür ederiz.
Hiç bir medeni ülkede bu tür işletmeler kurulmasına, –o ülkelerde kaçak inşaat yoktur, düşünülemez bile- arıtmasız bir tesisin çalışmasına izin verildiği görülmemiştir, çok şükür medeni değiliz.
Tüm boyalı ve kirli sularımızı derelere vermemize, yeraltı sularını fütursuzca kullanmamıza –eskiden ova toprağını 1-2 metre kazınca su çıkardı, şimdi su neredeyse yüz metreye indi– ses çıkarmayan, sulama kanallarındaki suları kirlilikten hayvanlarına içirmeyen, mecbur kaldığı için kirli suları tarla sulamada kullanan, aynı sularla sulanmış bitki artıklarını  hayvanlarına yediren, kanserojen maddelerin etle, sebzelerle şehirli vatandaşlara ulaşmasına sağlayan köylü vatandaşlarımıza, köy muhtarlarına, Ziraat Odaları’na teşekkürü bir borç biliriz.
Çevreyle ilgili bu tür olumsuz haberlere mecbur kaldıkça yer veren ismi ulusal, ama global sermayenin sözcüsü basınımıza da çok teşekkür ederiz.
23 Haziran tarihli gazetelerdeki haberi okuyunca çevreyi ve havayı kirlettiğimiz için huzur buldum. Bu güzide gazetelerimiz Gröndland adasındaki buzulların erimesiyle ortaya çıkacak adalardaki değerli madenler sayesinde Gröndland ahalisinin çok zengin olacağını yazdılar. Bağımsızlık isteyebilirlermiş.
Görün gerçek ve doğru gazeteciliği.
Buzulların erimesiyle deniz seviyesi yükselecekmiş, deniz kenarında milyonlarca kişinin yaşadığı yerleşim yerleri sular altında kalıyormuş, hepsi safsata. Madene bak madene…
Atık madeni yağları, kızartmada kullanılan yağları şu güne kadar yakıt olarak kullanmamamıza, derelere, kanalizasyona dökmemize ses çıkarmayan yetkililerimize ayrıca teşekkür ederiz.
Yok bir litre atık yağ 800 litre suyu kirletiyormuş, hepsi iftira.
Su götürür diye her türlü çöpü, eski televizyon, karyola, koltuk, yiyecek, giyecek, aklınıza ne gelirse atan, pikniğe gidip yiyip içen, sonrasında tüm çöpünü orada bırakarak, hatta suyunu içtiği baraj gölüne piknik çöplerini atan ve  bizi çevre kirliliğinde yalnız bırakmayan değerli halkımıza şükranlar sunarız.
Aynı teşekkürü dayanıksız, ucuz Çin pillerinin Türkiye’ye serbestçe sokulmasına izin veren gümrük yetkilileri ve TSE çalışanlarına da edip kutlarız. Çünkü bir adet pil bir dönüm toprağı zehirliyor.
Şu an için çevreyi en az kirleten nükleer enerjiye karşı çıkan doğalgaz ve petrol ithalatçısı lobiyi destekleyenlere selam olsun.
Makinalar ABD-Almanya’dan, gaz Rusya’dan. Pazar Türkiye.
Oysa termik santral baca gazları ne kadar tehlikeliyse, doğalgazdaki azot oksitler de o kadar tehlikelidir. Kurulduğu yer ve kurulma şartları tartışılabilir ama kapitalistlerin ve sosyalistlerin anlaştığı az sayıdaki konudan biri buydu.
Hızla çölleşen Orta Asya’daki Türk cumhuriyetler enerji amacıyla nehirlere baraj kurulması projeleri yüzünden savaşabilirler.
Enerji olarak rüzgar enerjisi öneren dostlar Almanya, Hollanda, İspanya’dan sökülen ikinci el rüzgar santralleri Türkiye’ye getiriliyor. Hava şartlarını olumsuz etkilemesi rüzgar tünelleri oluşturması, kuşların göç yollarını engellemesi gibi sökülme sebeplerini açıklayamayan bu pazarı bozmayan basın ve STK’lara çok teşekkür ederiz.
Hiç ihtiyacımız olmadığı halde (dünyanın onuncu üreticisiyiz) tarımsal alanların en büyük kirleticilerinden biri olan çimento fabrikalarına, hem de verimli toprakların dibinde izin veren yetkililere teşekkür ederiz.
Siz STK’lar, meslek odaları, ziraat odaları, köy muhtarları, yerel ve ulusal basın, devlet yöneticileri, gelip geçen hükümetler ve onlara destek veren değerli vatandaşlarımız, sizlere çok teşekkür ederiz.
Sağolun, varolun.”