Küresel güç önderleri Ortadoğu’nun yeni yapılanmasında Türkiye’yi “soft power” yumuşak güç olarak mı görüyor?

İçeriden baktığımızda, Ortadoğu’da bir şeylerin değişmekte olduğunu, üstelik bu değişimin de küresel güçler tarafından planlı bir şekilde gerçekleştirilmekte olduğunu görmemek, en azından hissetmemek mümkün değil.
Küresel gücün kavramı da belli aslında: Amerika Birleşik Devletleri.
Üstelik…
Irak’ı işgal eden Amerikan güçlerinin hedefleri daha geniş bir cografya olarak kendini gösteriyor.
Bu coğrafyada…
Türkiye’nin tümü olmasa bile Güneydoğu bölgesi önemli bin yer tutuyor. Buna paralel olarak Irak’ın kuzeyi de proje kapsamında.
Ama…
Bölgedeki en önemli merkezin İsrail olduğu bir gerçek.
Peki…
Küresel güç konumundaki Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’nun yeniden yapılanması projesi ne? Bu proje kapsamında Türkiye’ye neden soft power, yani yumuşak güç tanımlaması yapılıyor?
En önemlisi…
Küresel gücün Türkiye ile ilgili hesabı ve beklentileri neler?
İşte…
Tüm bu soruların cevaplarını, Bursalılar’ın yakından tanıdığı bir isim olan Taha Gergerlioğlu araştırdı. Dahası, yayınlanmış belgelerden yola çıkarak bir sonuca varan Gergerlioğlu’nun yazısı, İstanbul merkezli olarak haftalık yayınlanan Belediye gazetesinde karşımıza çıktı.
Önemini ve verdiği mesajları dikkate alarak, Taha Gergerlioğlu’nun çarpıcı bilgiler aktaran ve gözlemlere yer veren çarpıcı yazısını aynen sayfalarımıza alıp yayınlıyoruz:
2000’e doğru yeni bir İsrail stratejisi üzerine yazılan raporda “İsrail kendi stratejik ortamını Türkiye ve Ürdün ile işbirliği içerisinde Suriye’yi zayıflatarak, frenleyerek, hatta geri adım attırarak şekillendirebilir. Bu teşebbüs, Suriye’nin milli ihtiraslarını bozma aracı olarak, Saddam Hüseyin’in Irak’ta iktidardan alaşağı edilmesi üzerinde odaklaşmalıdır” deniliyor.  (Bariz bir çatlak: Alanı Güvenleştirmek için Yeni Bir Strateji” Douglas Feith, Richard Perle ; İleri Stratejik ve Politik Araştırmalar Enstitüsü Kurumu, 1996)
Amerikalı gazeteci Hersch, İsrail’in, Irak’ın kuzeyinde Kürtlerle işbirliği içinde operasyonlar yaptığını, Kürt birliklerini eğittiğini, Türkiye’nin de bundan rahatsız olduğunu yazdı. Hersch, İsrailliler’in burada Kürt’lerle, çok endişe ettikleri İranlılar, nükleer konular ve Suriyeliler’e karşı operasyonlar başlattığını, ancak bu durumun İsrail’i, Türkiye ile karşı karşıya getirdiğini ifade etti. İsrail’in, Kuzey Irak’ta geçen yıldan beri Kürt komando birimlerini eğittiğini ve bu eğitimle İsrail’in en gizli komando birimi olan Mistaravim ile aynı kapasitede yetiştirildiğini söyleyen Hersch, Suriye’deki Kürtler ile Suriye askerleri arasında mart ayında ortaya çıkan ve 30 kişinin öldüğü çatışmalarda, İsrail istihbaratının rol oynadığına inandığını da anlattı.
[Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan’dayım ABD kumanda merkezi olarak kullanılan otelin bir odasında dinlediklerim dehşet verici.
Amerikalı Yarbay duvardaki harita üzerinde Türkiyenin Güneydoğu’sunu ve Kuzey Irakı işaret ediyor. Avucunu o coğrafyada dolaştırırken şöyle diyor:
“Savaş bitecek. Amerika Irak’tan çıkacak. Giderken silahlarının büyük bölümünü bırakacak. Bunlar içinde ağır silahlar, roketler de olacak.
Yöredeki Kürtler bu silahları alacaklar ve Türkiye’ye karşı kullanacaklar. Toprak isteyecekler. Türkiye, ya istedikleri toprağı verecek ya da vermeyecek ve savaşacak.”

Yarbay iyi derecede Türkçe konuşarak anlatıyor bunları.

Kulaklarıma inanamıyorum.
“Ya NATO ortaklığı ya ülkelerimiz arasındaki dostluk” diye soruyorum, oralı olmuyor. Gene de bunun “Amerikalı yarbayın kendi fantezisi” olabileceğini düşünüyorum.
Ama…
Birkaç dakika sonra bir başka odada gene Amerikalı bir rütbeliden aynı şeyleri dinliyorum.
Bunun “bir mesaj olabileceğini” düşünüyorum.
Çünkü bu randevuyu bana ilk Dışişleri Bakanı ve o zamanki Suudi Arabistan Büyükelçimiz Yaşar Yakış, oradaki ABD Büyükelçisi ile konuşarak sağlamıştı.
ABD Büyükelçisi, ABD Komutanı’yla temasa geçmiş ve bu iki rütbeli subay tarafından verilecek kişisel brifing için davet edilmiştim. Dönemin ABD Başkanı Bush Bağdata girmedi, Kuzey Irak senaryosunun uygulanma olanağı kalmadı.
Ama…
1991’de dinlediğim o senaryonun 2010 Türkiye’sinde sahnelendiği
kuşkusundayım.
PKK o roketatarları, uzun namlulu ağır silahları, dockaları, tonlarca patlayıcıyı nasıl elde etmekte?
50-100 kişilik gruplar halinde askeri üstlere, karakollara saldıracak cesareti nereden alıyor?] Güneri Civaoğlu, Milliyet Gazetesi 22 Haziran 2010.
“Saddam Hüseyin yönetimi altındaki Irak, ABD’ye bir tehdit oluşturmuyordu.
Irak’ı, ABD’nin Ortadoğu’daki en güçlü müttefiki İsrail’i korumak için işgal ettik.” Philip Zelikow, 11 Eylül soruşturma komisyonu başkanı.
Laura Rozen, ABD’de Politica gazetesinde yayınlanan makalesinde “Türkiye-İsrail ilişkileri bozuldukça, ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin çıkmaza girdiği” yorumunda bulundu
.
“Washington’daki algı, Ankara’nın değişken ve güvenilmez bir ortak haline gelmekte olduğu yönünde. Kongre’de bazıları İsraille ilişkilerin bozulmasını, otoriter bir İslamcı hükümetin Doğu’ya kaymasının kanıtı olarak görüyor. Farklılıkları genelde kapalı kapılar ardında tutmaya özen gösteren Amerikalı yetkililer kuşkularını dile getiriyor. Ancak Türkiye’nin Ortadoğu’nun fırtınalı jeopolitiğinde öne çıkması sürpriz olarak görülmemeli. AB’nin Türkiye’nin müzakerelerini ilerletmek konusunda sergilediği gönülsüzlüğe duyulan kırgınlığın tezahürü değil sadece. Doğu’ya stratejik bir dönüş veya yeni İslamcı AKP’nin Müslüman ülkelere yönelik ideolojik bir meyli de değil. Erdoğan özgüvenli ve dinamik bir Türkiye’nin seçenekleri bulunduğunu ve Avrupa’nın arka bahçesi Ortadoğu’da nasıl kullanacağını unutmuşa benzediği ‘yumuşak güç’ konusunda uzman olduğunu göstermek istiyor.” DELPHINE STRAUSS / DAVID GARDNER Radikal Gazetesi (21 Temmuz 2010)
Bütün bunları aktardıktan sonra Taha Gergerlioğlu şu çarpıcı yorumu yapıyor:
“İslam hukukunda  bir kaide-i külliye vardır: Şartlar değiştiğinde eski hal ve statü avdet eder. Devletler hukukundaki kaide ise, ‘Ara statü geçince, kalıcı statü geri döner’ şeklindedir.
Tarih, ibret alınsa da alınmasa da tekerrür ediyor. Kimi zaman müspet, kimi zaman da menfi istikamette tekerrür eder. Anlaşılan o ki tarih, bizden yana müspet olarak tekerrür ediyor.”