Bu sayfalarda hakkındaki her yazıda “Bursa’nın son dönemdeki en renkli ve en üretken siyasetçisi” olarak tanımladığımız Ali Mollasalih’in, HAS Parti Yıldırım İlçe Başkanı olarak yaptığı ilk renkli icraat, hiç beklenmedik ciddi bir polemiğin de kaynağını oluşturdu.
Polemiğin çıkış noktasını…
Bizim bu sayfalarda “Siyaset sabah uykusundayken HAS Parti Yıldırım işçi servislerinde simit dağıtıyor” başlıklı yazımızdı.
Yeri ise…
İnternetteki sosyal paylaşım sitesi Facebook oldu.
Bir anlamda…
Saadet’te kalan kadrolarla, Saadet’ten ayrılıp yeni bir siyasi yol çizen kadrolar arasındaki ilk sıcak temas bizim yazımız üzerinden, herkese açık bir alan olan Facebook’ta yaşandı.
En önemlisi…
Düne kadar omuz omuza siyaset yapan kadroların, siyaset yollarının ayrılmasının sonra birbirlerini acımasız sayılabilecek sertlikte suçlamaları oldu.
Yazıya…
Facebook’ta ilk yorum Saadet Partisi Osmangazi İlçe Başkanı Gökhan Gerçek’ten geldi:
“(Simitleri)Yiyenlere afiyet olsun da… Önce bu arkadaşlar emanetleri sahibine teslim etsinler… Ondan sonra halka hizmet etsinler…”
Cevabı…
SP İl Gençlik Kolları Başkanlığı’ndan ayrılıp HAS Parti’ye kurucu olan Mehmet Torun verdi:
“Bizim iki emanetimiz var Gökhan bey; birisi Rabbimize teslim edeceğimiz ruhumuz, öteki ise ihyası için mücadele ettiğimiz mukaddes davamız… Emanetlerimizi sahibine elbette teslim edeceğiz… Lakin o sahip, ne sıradan, ne de ulvileştirilen bir kuldur. O sahip; ancak Allah’tır.”
Araya…
Kemal Gür’ün yorumu girdi:
“Nazlanmayın da birleşin. Başkalarının eline koz vermekten başka bir şey değil bu.”
Buna…
Kadir Tezcan’ın çağrılı yorumu eklendi:
“Gökhan Başkan, Mehmet Başkan… Sizler düne kadar omuz omuza mücadele eden iki insandınız. Ne oldu böyle sizlere anlayamıyorum, bugün didişip çekişiyorsunuz. Arkadaş şu siyonizm ne bela bir şeymiş, bütün dostlarımızı parçaladı. Yazık, çok yazık Çok üzülüyorum.”
Hassas noktada sert ve tepkili bir yorum da İrfan Aydın’dan geldi:
“Vallahi bu arkadaşlar siyonizm ajitasyonu yapmaktan kurtulamadıkları sürece değil simit, simit fırınının hisselerini dağıtsalar fayda yok. Düne kadar Erbakan’dan başkasının peşinden gidenlere demediklerini bırakmayanlar şimdi neyin peşine düşmüşler. Siyonist karşıtı söylemlerin merkezi olanlar, iktidarları sürecinde İsrail’le yirminin üzerinde anlaşma yaptılar…. Şu an da yaptıkları hocalarının ‘Bizim çocuklarımızdırlar’ dediği AKP kadrolarına hizmet etmekten başka bir şey değil. İktidar onlardan, muhalefette onlar, şimdi de muhalefete muhalif olan yeni bir parti kurdular. Gölge etmeyin ne simit isteriz ne de milli ya da milsiz bir görüş.”
Sonrasında…
Polemiği başlatan SP Osmangazi İlçe Başkanı Gökhan Gerçek emanet konusunda ısrarcı olurken Mehmet Torun’a yüklendi:
“Mehmet Bey senin haberin yok sanırım… Saadet’in emanetlerinden bahsediyorum… İl Kadın Kollarını ve Yıldırım’ı kastettim… Sen neden alınıyorsun anlayamadım… Saadet’e ait olan emanetlerden bahsediyorum… Bilmiyorsan git sor, ondan sonra buraya yaz… Sen benim muhatabım değilsin ki… Bilmeden atlama hemen… Anlayan anladı…”
Ardından…
Gerçek bu kez de Kadir Tezcan’a seslenip cevap verdi:
“Kadir kardeşim, Milli Görüş parçalanmadı… Sadece kalbinden hasta olanlar gittiler.. Milli Görüş ağacı budandı, şimdi eskisinden çok daha güçlü… Zaten gidenler hocamıza biat etmemişlerdi… Evet dediğiniz gibi siyonizm zincirin zayıf halkalarını bulur ve ayırır… Zayıflar gider, sağlamlar kalır… Asla didişmeyeceğiz… Böyle bir şeye gerek de yok esasen…herkesin kendi kararı,herkes dilediğini yapar… Ama benim söylemek istediğim Saadet’e ait emanetler hala iade edilmiş değil… Bu konuda başka bir şey daha yazmam… Anladığınızı sanıyorum…”
Tırmanan polemikte HAS Parti adına cevabı yine Mehmet Torun verdi:
“Gökhan Bey, Yıldırım’ın iade edeceği bir emanet yok. Numan Bey’in buyurduğu üzere bir kalem dahi almadan ayrıldık partiden. Ne varsa bırakıldı. Konunun muhatabının telefonu açık. Adresi belli… İlgililerin yüzüne söylemeye cesaret edemediklerinizi görüyorum ki müfteri olmak pahasına ortalık yerde konuşabiliyorsunuz. Üstelik, bizim biatımız şahıslarla değil, kutsal davamızladır. Yanılmaz ve yenilmez lidercilik oynayarak kendinizi avutuyor, çizgiden çıkıyorsunuz…”
Bu kez…
SP Osmangazi Tanıtım Başkanı Hamza Geldi devreye girdi:
“Mehmet kardeş, hangi davadan bahsettiğini anlayamadım. Bir izah ederseniz sevinirim? Amblem biraz AKP, biraz ÖDP, az biraz da Ulusal Parti’den. Haaa partinin kısa adı da yüzde yüz taklit: AK Partivari HAS Parti. Ak yerine HAS, ampül yerine güneş. Vefasızlıkta taklit, sadakatsizlikte taklit, logoda taklit, kısaltmada taklit… Türkiye’nin 61’inci partisi oldular o kadar! Aslı varken fotokopiye sizce gerek var mı? Kısaca HAS Parti, AKP’den dönecek emanet oylar asıp sahibini seçimde bulmasın diye kurulmuş bir partidir.”
Yanı sıra..
Geldi bir yorum da İrfan Aydın’a yaptı:
“İrfan Bey, Refah Partisi döneminde İsrail’le bırakın 20’yi, bir tane anlaşma yapıldıysa lütfen ispat edin. Peki ne oldu, Refah Partisi’nin en çok eleştirildiği konulardan birisi REFAHYOL Hükümeti zamanında 28.08.1996 tarihinde imzalanan Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın ihale müzakereleri REFAHYOL’dan çok önce başlamış ve Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki F-4 ve F-16 uçaklarının modernizasyonuyla ilgilidir. Böyle bir anlaşmanın imzalanmasının sebebi, Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki bu uçakların bilgi işlem modernizasyonu konusunda ABD’nin Türkiye’ye mecburi adres olarak İsrail’i empoze etmiş olmasıdır. Anlayacağınız, söz konusu anlaşma bir ara Uçan Tabut denilen bu uçakların hurdaya çıkmaktan kurtarılması için, bu işi yapacak bir başka ülkenin de mevcut olmaması karşısında zorunlu olarak yapılmış bir anlaşmadır. Evet Milli Görüş antiemperyalist ve siyonizm karşıtı bir harekettir. Bunun aksini kinmse iddia edemez.”
Yorumlara…
Torun bir kez daha cevap verme gereği duydu:
“Hamza Bey, ancak kendinizi ayrıştırıp insanları kutuplaştırarak düşmanlıkla beslediğiniz hayal dünyanızın içini ne güzel yansıtmışsınız sözlerinizle. Biz ancak fikirlerle ilgileniriz. Bu tavrınız kimin taklitçi olduğunu ortaya koyuyor. Sizin de Hacivat-Karagöz oyunu yapan AKP-CHP-MHP üçlüsünden bir farkınız kalmadı. Bu sayede halen 70’lerin Demirel’li siyasetinde yaşıyorsunuz. Biz farkımızı ilk günden itibaren ortaya koyuyoruz. Farkı fark edebilenler bunun farkındalar. Lakin sizden böyle bir beklentimiz zaten yok. Şimdi size partinizin bizimle nasıl yükseldiğini değil, bizsiz nasıl bomboş kaldığını anlatmak düşüyor. Hikae anlatmayın boşuna.”
Cevap Hamza Geldi’den:
“Mehmet kardeş, asıl siz varken bizim partimiz boştu. Hatırlarsan İl Gençlik Kolları basın açıklamanda Saadet Osmangazi olmasa tek başına basın açıklaması yapacaktın. Fotoğrafları arşivimde mevcuttur. Yani bir teşkilat bile kuramamıştın ama bu gün emanetler sahibini buldu ve her birimimiz eskisinden daha azimli ve kararlı çalışıyor. Zira taklit yok, riya yok ve çok şükür ki icraat çok. Söylediklerine kendin bile inanmıyorsun. Evet biz 1969’da bu harekete başlarken ne söylediysek bugün de onu söylüyoruz. Reel politika adı altında başkalarını taklit etmiyoruz. Partinizin yükselmesi meselesine gelince bunu zamanla göreceğiz. Bugün itibarıyla Osmangazi’de teşkilatlanamadığınız ortada. Oysa istifa ederken sözde Osmangazi İlçe yönetiminden 30 kişinin ayrıldığını beyan ediyordunuz. Size son yönetin kurulu toplantımızdan fotoğraflar gönderiyorum bakın bakalım ne kadar boş kalmışız.”
Cevabı Mehmet Torun hemen verdi:
“Hamza Bey; o basın açıklaması İl Gençlik’e değil, Osmangazi Gençlik’e aittir. Bir kez basın metnini okusaydınız bunu fark ederdiniz. Yahut açıklamayı yapanı hatırlarsanız yine göreceksiniz… Bu da içinde bulunduğunuz durumu bir kez daha ortaya koyuyor. Boş yere yalan söylemeyin. Boş kalan koltuklarınız değil Hamza Bey. O koltuklara can havliyle sarılacak binlercesi bulunur teşkilatında… Bunu da Hocacılık adına yaparlar üstelik. Buna defalarca şahit olduk biz… İftiralarla yazdıklarınız bunun ispatı niteliğinde zaten. Bu kadar yürekli olabilseniz ortalık yerde birilerine iftira edene kadar, arayıp konuşma cesaretini gösterebilirsiniz. Fakat bunu da becerebilecek bilgi ve yetenekte olduğunuzu düşünmüyorum. Beni utandırın ve hemen şimdi Yıldırım teşkilatımızdaki görevlileri arayıp, bu iftiralarınızı yineleyin.”
Sert cevaba Hamza Geldi’nin cevabı şöyle oldu:
“Bak kardeşim. Hangi basın açıklaması olduğunu dahi bilmiyorsun Mehmet. Türkiye-Ermenistan arasında imzalanan protokol anlaşması hakkındaki basın açıklaman… Sen bir araştır bakalım o açıklamayı kim yapmış. Hem ayrıca içinde bulunduğum durumdan çok şükür memnunum. ‘Bunu da hocacılık adına yaparlar üstelik. Buna defalarca şahit olduk biz…’ Evet, doğru söylüyorsun o zaman Hoca’ya şiir yazanlar şimdi Has’talar (Allah şifa versin) videoları nette dolaşıyor. İftira meselesine gelince, sen kişileri ve olayları da karıştırıyorsun. Belli ki sen bu konuda benden bir şey duymadan nasıl zanda bulunuyorsun anlamadım… Zaten merak etmeyin hesaplaşacağımız yer de bellidir. Orada hem bunların hesabını soracağız, hem de Yıldırım’da Saadet Partisi’ni seçime sokmayanların hangi dalavereleri çevirdiğinin hesabını soracağız. Bu bugün de olabilir, yarın da olabilir siz rahat olun. Ve şunu bilin ki biz burada söylediklerimizi kendilerine de söyledik ve söyleriz…. Ama onların ve sizin yüzümüze bakacak haliniz de yok zaten. Bırakın yüzümüze, aynaya bile bakamazsınız…”
Son sözü aynı sertlikte Mehmet Torun söyledi:
“Sen kimsin de sana karşı bir sorumluluğumuz, hesabımız olsun? Elbette birileri verecek hesap Allah katında… Lakin bu biz değil, siz olacaksınız. Gün geçti Yıldırım olayı da bize kaldı değil mi… Ne de olsa çamur at izi kalsın. Nasıl da unutuyorum sizin gibilerle medeni bir birey gibi konuşulamayacağını… Allah yolumuzu açık ve aydınlık etsin. Sizin gibilerden de muhafaza etsin. Ne kadar doğru bir karar aldığımızı bir kez daha anladım ayrı parti kurarak. Allah Numan Bey’den milyon kere razı olsun. an itibariyle muhatabım değilsin.”
Gerçi…
Sonrasında aynı sertlikte üç yorum daha var ama Saadet ile HAS Parti arasındaki bu ilk sıcak teması burada kesmekte yarar gördük.
