Babası… Hızır Baş’ı tanırız. Bir dönem DYP saflarında merkez sağ siyaseti yaptı, Bursa için kafa yordu.
Kızı…
Buket Baş uluslararası stratejik danışman olarak iş yaşamının içinde. Yıllarca uluslararası gruplar için Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da strateji yöneticiliği yaptı. İşi nedeniyle Bursa ve ülke sanayisini çok yakından izledi, görev aldığı bölgelerin potansiyeli öğrendi.
Kolay edinilemeyecek bir deneyim sahibi oldu.
Sohbet ederken…
Deneyimleri ışığında sanayi kenti Bursa’yı nasıl gördüğünü anlattı:
“Bursa’nın müthiş bir üretim kapasitesi var. Tekstilden savunma sanayine farklı alanlarda dünyanın en önemli markalarına üretim yapıyoruz. Fakat kendi içine kapalı bir kent. Bunu aşmakta zorlanıyor.”
Ardından…
“İhracatta yurt dışına açılmaktan anladığımız şey bugünün gerçeklerine utmuyor” dedi ve ekledi:
“Telefonum çalsın, sipariş geçilsin, ödeme gönderilsin, ben de ihracat yapayım. Böyle bir dünya harika olur elbette, ama ne yazık ki bugün dünya böyle değil.”
İzlenimi şu:
“Sermayeyle ilgili sorun gözlemlemedim. İçe kapalılığın nedeninin finansla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü istenildiğinde bütçe çözülebiliyor. Sorun, pazar kolaycılığının seçilmiş olması. Oysa yurt dışında çok cesur adımlar atmamız gerekiyor.”
Dikkat çektiği şu:
“20-25 yıl önce ilk sıçrayışı yapıp Avrupa’nın üretim merkezi haline geldik. Tekstilde, otomotivde müthiş ilerleme kaydettik. Artık düşük maliyet üretim merkezi olma nosyonumuz geçerli değil. İleri teknolojiye geçmek zorundayız. Bu da sadece üretim bandını yenilemekle olmuyor.”
Önerisi de şu:
“Fason üretimden özellikli tasarıma ve özellikli mühendisliğe geçmemiz gerekiyor. Bunu yapan firmalarımız var. Artık, standart ürünleri bizim yurt dışında ürettirmemiz gerekiyor.”
Yani…
“Yani artık fasoncu olmak yerine; tasarlayıp geliştiren, yöneten, hatta fason veren ülke olmalıyız.”
