Çocukluğumuzda… Rahmetli dedemizin kestaneliği vardı. O yıllar, köy olan Değirmenlikızık’ın üst tarafındaki kestaneliğin anılarımızda çok özel yeri var.
Ertuğrulgazi Mahallesi’nin olmadığı o yıllarda, köy sakinlerine ait kestanelik ve ceviz bahçeleri aralarından geçen patikayla bizim kestaneliğe ulaşırdık.
Dedemiz…
Çok meraklı olduğu için, kestaneleri aşılatırdı. O nedenle, bizim kestaneler çevredekilerden daha iri olurdu.
Her eylül…
Kestanelerin toplanma zamanıydı. Araç çıkamadığı için, Teferrüç’teki teleferik istasyonu yanından başlayan toprak yoldan gelen at arabası çuvalları yükleyip ya aynı yoldan döner, ya da Kaplıkaya Deresi yanındaki patikadan Değirmenlikızık Köy Meydanı’na inerdi.
Yeşilyayla Köyü ve Davutkadı Mahallesi’nden geçip, evimizin bulunduğu Ahmetpaşa Mahallesi’ne ulaşırdı.
Çocukluğumuzun en büyük heyecanlarını o kestanelikte yaşadık.
Sonra…
1960’lı yılların sonuna doğru, sanayileşmeyle Bursa hızla büyüyüp yayılmaya başladı. Çalışmak için Anadolu kentlerinden gelenlerin sayısı hızla arttı.
İmar planı..
Olmadığı için, gelenler kendi yaşamlarına uygun bölgelerde yerler alıp ev yaptılar. Yamaçlarda kestanelik ve ceviz bahçeleri azaldı, konut bahçeleri arttı.
Üstelik…
Yakacak ihtiyacını ücretsiz karşılamak isteyen kimileri, çevredeki ağaçların türüne bakmadan kesip evlerinde yaktılar. Aşılı kestane ağaçlarının kökleri bile sökülüp yakıldı.
Hızlı genişleyen konut ormanlarından kurtulan kestane ağaçları da, 1980’li yıllarda çıkan mürekkep hastalığı salgınıyla kurudu gitti.
Bursa’nın sembol ürünü kestane de böylece yok oldu.
Bu anılar…
Bursa Teknik Üniversitesi ile Orman Bölge Müdürlüğü’nün düzenledikleri kestane ormanları çalıştayı üzerine anımsadık.
Gerçi…
Yamaçlarda kestane ormanlarına yer kalmadı, ama başka bölgelerde olabilir.
Bursa’nın sembolüne kavuşması için her çaba umut verici.
