Her şey ortada… Yakın zaman öncesine kadar büyük kentlerde yol kenarına bırakılan çantalardan, çöp kutularına atılan paketlerden patlamalar olurdu. En meşhuru da C4 denilen patlayıcıydı.
Şimdiyse…
Bir yandan canlı bomba eylemleri her yeri sardı, diğer yandan bomba yüklü araçlar terör malzemesi oldu. Patlayıcı türleri değişti, gübre patlayıcı oldu.
Gerçi…
Güneydoğu kentlerinde sık sık bombalı araç saldırıları oluyor, ama patlamalar ve kaybedilen canlar medyanın yaşadığı yer İstanbul’daki kadar etkili olamıyor.
Bunu önceki gün bir kez daha gördük.
Bununla birlikte…
İstanbul’da polis midibüsü geçerken, ardından da Mardin’in Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bombalı araçlarla yapılan saldırılar elbette millet olarak hepimizin yüreğini yakıyor.
Şunu da çok iyi biliyoruz:
Güvenlik güçleri açıklamadıkları onlarca, yüzlerce bombalı saldırıyı daha planlama aşamasındayken tespit edip tehlike olmaktan çıkarıyorlar.
Ne var ki…
Aradan kaçan bir bombalı eylemci ya da araç canımızı yakmaya yetiyor.
Bununla birlikte…
Son iki saldırının doğrudan polise yapılması “Bakın bu polis kendini koruyamıyor, sizi nasıl koruyacak?” mesajı vermekten başka amaç taşımıyor.
Böylece toplumun yıldırılması hedefleniyor.
Terörün verdiği mesajı anlıyoruz. Fakat, anlayamadığımız bir şey var:
Haberlerde, “bir ton bomba yüklü araç” ifadeleri sıkça geçer oldu. Bu tonlarca bomba Türkiye’ye nasıl giriyor, araçlara nerede ve nasıl yükleniyor?
Bir şey daha…
Televizyonlara çıkan güvenlik uzmanları konuşurlarken “Suriye’deki Kobane ve Kamışlı’da bomba eğitim merkezleri olduğunu” söylüyorlar. PKK’nın bu iki kampta yetiştirdiği bombacıları Türkiye’ye gönderdiğini anlatıyorlar.
Güvenlik konusunda uzman olanların bilip söylediği bir şeyi sorumlu olanların bilmemesi düşünülemeyeceğine göre, artık sağlam önlem alma zamanı geldi.
Çünkü…
Yine Kobane çıkışlı hendek savaşı başlatıp açtıkları çukurlarda boğulanlar şimdi son bir çırpınışla terörü toplumu yıldırma aşamasına taşıyorlar.
Alçakça, kalleşçe saldırılar artık yetti.
