Ankara’dan gelen, Bursa’da bir toplantıya katıldıktan sonra yoluna devam eden eski bir dostla oturup kahve içimi sohbet ederken siyasetin yakın gelecek senaryosu üzerine Ankara’da son konuşulanları dinleme fırsatımız oldu.
Konuşurken…
Masamızın üstünde, 25 Eylül günü bu sayfalarda yayınlanan “Siyasetin gündemi değişiyor: İki seçim bir arada olur mu?” başlıklı yazımız vardı.
O yazıda…
Kulağımıza gelen Ankara dedikodularını aktarırken şu ifadelere yer vermiştik:
“Ağustos 2014’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aday olmaya karar verirse, 2015’teki milletvekili genel seçimine kadarki 10 aylık sürede partide ve hükümette boşluk olacak.”
Sonra da…
Yine Ankara kulislerinde güdeme gelen bir olasılık hesabına yer vermiştik:
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması halinde, Abdullah Gül’ün önce partinin başına geçmesi, sonra da milletvekili seçilip başbakanlığı devralmasına kadar hükümette 10 aylık boşluk söz konusu.
İşte…
Böyle bir boşluk yaşanmaması için cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin birleştirilmesi senaryosunun son günlerde Ankara kulislerinde gündem bulmaya başladığı anlaşılıyor.
Sohbet ettiğimiz siyasetin içinden gelen dost da tam bu noktaya işaret etti ve “İki seçimin bir arada düşünülmesini gerektiren bir durum daha var” dedikten sonra şunu söyledi:
“Tayyip Bey eğer cumhurbaşkanı adayı olursa, propaganda için meydanlara çıkacak. 10 ay sonra yapılacak seçimlerde bu kez parti yeni bir liderle yine meydanlarda olacak. Bunun da bazı riskleri var.”
Ardından da…
Gündemdeki yeni senaryonun ipucunu verdi:
“Şimdi konuşulan şu: Tayyip Bey, cumhurbaşkanı adayı olarak meydanlara çıkmışken, partinin son kampanyasını da kendi üstlenmek isteyebilir.”
Gerekçe olarak şunu düşünüyor:
“Yeni bir liderle yapılacak kampanyada teşkilatlar ve toplumla uyum sorunu yaşanabilir. Bu risk her zaman var. O nedenle, zaten meydana çıkacak olan Başbakan, adayları da belirleyerek arkasında bırakacağı partiyi bizzat dizayn eder ve böylece seçimin sorumluluğunu da kendi üstüne alabilir.”
Aslında…
Tüm bu konuşmaların siyasi spekülasyon olmaktan öteye bir değeri yok. Geçmişte böyleydi.
Fakat…
Bu döneme ilişkin gözlemimize göre; hiçbir tartışma durup dururken çıkmıyor, hiçbir şey bir anda olmuyor.
O bakımdan…
Spekülasyon da olsa bir tartışma başlamış ve tahminler yapılıyorsa önemsemek gerektiğini düşünüyoruz. İzlenimimiz böyle…
