Yıllar önce… İletişimin zorlukla yapılabildiği günlerde Ankara’daki siyasi parti genel merkezleri ve liderlerin topluma mesajlarını yayabilme yolu gazetelerin dışında yalnızca TRT’nin güçlükle dinlenebilen radyosuydu.
Özellikle…
Akşam 19.00 haberlerini “ajans saati” olarak kabul edenler, radyonun parazitleri arasında bir kelimeyi bile kaçırmamak için aşırı dikkatle liderlerini dinlerlerdi.
O süreçte…
Partilerin yerel kadroları, liderlerinin söylediklerini aktarabilmek için kahve siyaseti yaparlar, akşamları kahvehaneleri dolaşırlardı.
Sonra…
Televizyon çıktı. Vatandaş, radyoda dinlediği liderini artık televizyonda görüntüsüyle birlikte izler oldu.
1983 seçimleri ise siyasete bir başka görsel yenilik kattı. O seçimde, yeni kurulan Anavatan Partisi’nin kadroları, halkın çok sevdiğini düşündükleri liderleri rahmetli Turgut Özal’ın doğrudan mesajını dinletebilmek için ilk kez video kullandılar.
Böylece…
Mahalle ya da köylerin kahvelerinde propaganda çalışmasına çıkan ANAP’lıların yanlarında bir televizyon ve video cihazı mutlaka bulundu. Gittikleri yerde videoya kaseti takıp Turgut Özal’ı konuşturdular.
Yeni yöntem…
Özal’ın yurdun her yerindeki neredeyse tüm kahvelerde halkla bire bir siyaset yapmasını ve daha çok tanınmasını sağladı.
Son döneme geldiğimizde ise 2007 genel seçimlerinden itibaren internetin siyasete girmeye başladığını gördük. 2009 yerel seçiminde daha hızlı bir adım atıldı ve neredeyse tüm adaylarla partiler kurdukları seçime özel internet siteleri yoluyla kendilerini anlattılar, çalışmalarını duyurdular, propaganda yaptılar.
Bu dönem ise…
Siyasette sosyal medya etkili olmaya başladı. Önceleri Facebook’ta kişisel paylaşımla başlayan siyasetçinin sosyal medya iletişimi, Twitter’da anlık haberleşmeye döndü.
Hele…
İnternetin yaygınlaşması, ofis ve evlerin yanı sıra genel ortamların çoğunda kablosuz internet erişimi olması, cep telefonlarının da internete kolay giriş sağlaması sosyal medyayı neredeyse patlattı.
Şimdilerde…
Partiler, liderler, siyasetçi kadroları Facebook ve Twitter’ı günün tümünde en etkili şekilde kullanıyorlar. Mesaj verip, hedef kitlelerinin bakışını öğreniyorlar.
Örneğin…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül siyasetin sosyal medyada gelişmesini sağlayan belki de en önemli isim oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sosyal medyaya önem veren, Facebook’ta düşüncelerini sürekli paylaşan liderler olarak dikkati çekiyorlar.
CHP’nin eski genel başkanı Deniz Baykal da Facebook’ta çok izlenenlerden.
Kurumsal anlamda bakıldığında, sosyal medyanın önemini keşfeden ilk partinin Halkın Sesi Partisi olduğunu görüyoruz. Genel Merkez’de Sosyal Medya Başkanlığı oluşturan HAS Parti siyaseti sosyal medyada kurumsallaştırdı.
MHP’nin de sosyal medyada kurumsal şekilde geliştiğini görüyoruz. Önceki akşam, MHP Genel Merkezi’nin Twitter’da bizi de takip ettikleri arasına aldığını görünce şaşırdık.
Bir gözlemimiz de şu:
Genel Merkez’ler yeni harekete geçmeye başladı ama siyasi partilerin Bursa’daki yerel kadroları çoktan beri sosyal medyanın tozunu atıyorlar. Yani, Bursa kadroları genel merkezlerin önünde gidiyor.
–Sosyal medya Torun’a emanet–
Genel Merkez’de oluşturduğu Sosyal Medya Başkanlığı ile sosyal medyada siyaseti kurumsallaştıran ilk parti olan HAS Parti görevi de Bursa İl Başkan Yardımcısı Mehmet Torun’a verdi.
Torun partinin tüm sosyal medya sorumluluğunu üstlenirken, HAS Parti Genel Merkezi’ne ait Facebook ve Twitter profillerine İngilizce ve Arapça’yı da koydu.
–Bursa’da ilk rüzgâr Kurdoğlu ile esti–
Sosyal medyada siyasi partilerin Bursa teşkilatları genel merkezlerin önünde. Yolu da Sibel Kurdoğlu açtı.
Turgut Topçu’nun DP Yıldırım İlçe Başkanlığı döneminde Başkan Yardımcısı olan Sibel Kurdoğlu hem Yıldırım, hem DP İl, hem de İl Kadın Kolları’nın Facebook sayfalarını çok etkin yöneterek Bursa siyasetine sosyal medyanın önemini fark ettirdi.
