Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri her dönem çok önemli oldu ve iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan iniş ya da çıkışlarla ilgili olarak her dönem derin yorumlar yapıldı. Bu yorumlar dakamuoyunda hep ilgi gördü, yeni tartışmaların platformunu oluşturdu.
Nitekim…
Kısa adıyla ATC olarak bilinen Amerikan-Türk Konseyi’nin Amerika’nın başkenti Washington’da yapılan 29. toplantısında da ana gündem iki ülke arasındaki ilişkilerin geldiği noktaydı.
Toplantıya…
Türkiye’den Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan katılırken, Amerikan tarafından da Savunma Bakanı Robert Gates ile ABD Başkanı Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jim Jons katıldı.
Ayrıca…
Skorsky, Raelton, Coca Cola, Boeing gibi dünya devi şirketlerin üst düzey yöneticileri de toplantıdaydı.
Gecede…
Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi’nin iki ülke ilişkilerine katkısı nedeniyle Bahçeşehir-Uğur eğitim kurumları kurucusu Enver Yücel’e onur verildi.
Yapılan konuşmalarda hem Türkiye’den katılan bakanlar, hem Amerika tarafının bakanları hep olumlu mesajlar verdiler, her şeyin iyi gittiği yorumları yapıldı.
Ne var ki…
Perde arkasına bakıldığında, 1 Mart 2003’te Amerikan askerlerinin Irak’a Türkiye’den geçmelerine izin veren tezkerenin TBMM’de takılmasından itibaren başlayan iki ülke ilişkilerindeki gerginliğin azalmadı, aksine her süreçte artarak sürdüğü görülüyor.
Tezkerenin geçmemesinden sonra yaşanan Çuval Krizi önemli bir aşamaydı. Hemen ardından Hamas liderinin Türkiye’ye davet edilmesi iki ülke ilişkilerini dip noktaya kadar düşürdü ve gerdi.
Gerçi…
Abdullah Gül ve Condalesa Rice’ın Dışişleri Bakanı oldukları dönemde yaptıkları işbirliği anlaşması ilişkilerin yeniden canlanması için umut oldu ama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki ünlü çıkışı iki ülke ilişkilerinde dolaylı bir düşüş getirdi.
Çünkü…
Erdoğan’ın çıkışıyla Türkiye-İsrail ilişkilerinde ciddi gerilim yaşanırken, yıllardır Ermeni tasarıları dahil bir çok konuda Türkiye’ye destek veren Amerika’daki Yahudi lobisi bu kez son Ermeni tasarısında Türkiye’yi yalnız bıraktı.
Bunun sonucunda da son ermeni tasarısı alt komisyondan 1 oy farkla geçti. Yahudi lobisi de Türkiye’den uzaklaştı.
Bunlar madalyonun görünen tarafındaki gelişmeler.
Bir de…
İki ülke ilişkilerinde madalyonun görünmeyen tarafı var.
İşte…
Bu gecenin sonrasında, aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi Başkanı olan ATC Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Burak Küntay’la hem o geceyi, hem de madalyonun görünmeyen tarafını konuştuk.
Söze…
Kamuoyunun baktığı pencereyi anımsatarak başladı:
“Türk kamuoyu genellikle Amerikan Başkanı söylemleri ve bakanların açıklamalarıyla bakış açılarına göre iç ve dış politikayı ele alır. Amerikan Kongresi’nde ne olduğunu, nasıl şekillendiğini çok takip etmeyiz ve bilmeyiz de.”
Önemli bir noktaya işaret etti:
“2010 yılındayız ve bu kasım ayında Amerika’da ara seçimler olacak.”
Mevcut tabloya dikkat çekti:
“Obama 2008’de seçilirken hem Amerikan Başkanlığını Demokratlar ele geçirdi, hem de Senato ve Temsilciler Meclisi’nin, yani kongrenin iki kanadında da Demokratlar çoğunluğu elde etti.”
Ardından…
Kasım ayında yapılacak Amerika ara seçimlerine yönelik beklentiyi dile getirdi:
“Araştırmalar öyle gösteriyor ki, kasım ayında yapılacak seçimlerde muhtemelen Cumhuriyetçiler Demokratların kendilerinden fazla 41 koltuğunu geri alıp, Temsilciler Meclisi’nde yüzde 70-80 oranında öne geçecekler.”
Şu tespiti Türkiye için önemli:
“Cumhuriyetçilerin öne geçmesi demek Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi dahil, bir çok değişiklik olacak demektir. Nancy Pelosi’nin gidişi Türkiye için olumlu olacak. Ayrıca, Ermeni konusunun büyük taraftarı, hatta Türkiye için büyük tehlike olan Ermenilerin yoğun olduğu bölgeden gelen, aynı zamanda Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı olan Hovard Berman da gidecek. İkisi de Kaliforniya Milletvekili. Ermeniler de Kaliforniya’da çoğunlukta. O yüzden bunlar her türlü Ermeni tasarısında bize sıkıntı yaşatıyorlar.”
Yorumu şu:
“Cumhuriyetçilerin üstünlüğü ele geçirmesini iyi tarafı, bunların gidecek olması.”
Sonra da…
Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki felsefe farklılığını ortaya koydu:
“Demokratlar dış politika felsefesi olarak uluslararası işbirliği ve diyaloga, Birleşmiş Milletler ve Nato ile iş yapmaya önem verirler. Cumhuriyetçilerin felsefesi ise ‘America first’ yani ‘Önce Amerika’ anlayışıdır.”
Yorumu şu:
“Adım gibi eminim ki, böyle bir dönemde ilk defa seçilecek olan Cumhuriyetçiler daha öncekilerden daha da radikal milliyetçi olacak. Bu süreç de Obama’yı sıkıntıya sokacak.”
Peki…
Böyle bir gelişmenin Türkiye açısından ne gibi bir sıkıntısı olabilir?
Soruya…
Washington’dan yaptığımız görüşmede, ATC Yönetim Kurulu Üyesi ve Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Burak Küntay şu cevabı verdi:
“İsrail’le gerginlikler bir yana, Amerikan Dışişleri’ndeki Türkiye’ye en büyük kırgınlık, ambargo konusunda Türkiye’nin İran’la ilgili yapılan oylamada hayır oyu vermesi.”
Yaptığı görüşmelere dayanarak izlenimini şöyle aktardı:
“Bununla birlikte, gündeme gelen ve muhtemelen de Nato tarafından yapılacak olan bir konu var. Avrupa’nın savunma kalkanı projesinde Amerikan Savunma Bakanı Gates de toplantıda Türkiye’ye savunma kalkanlarının yerleştirilmesini istedi.”
Hassas noktaya vurgu yaptı:
“Türkiye çıkıp bu isteğe tamam demedi, tartışılabileceği açıklaması yaptı. Oysa, Avrupa’nın tamamına yakını, yani hemen hemen tüm ülkeler bu olayı destekliyor.”
Konuyu anlaşılabilir bir dille ele aldı:
“Türkiye’nin bu konuda tereddüt duymasının iki sebebi var. Birincisi Türkiye savunma kalkanının Amerikan sistemince kontrol edilmesine karşı ve milli bir sistem kurmak istiyor.”
Devam etti:
“Buradaki Türk ve Amerikalı savunma firmalarının üst düzey yöneticileriyle yaptığım konuşmada anladığım şu: Türkiye’nin kurmak istediği milli sistemle Amerika’nın getirmek istediği birbirine alternatif değil.”
İkinci neden çok kritik:
“Amerika bu savunma kalkanını illa Türkiye’ye kurmak zorunda değil. Seçenekleri var. Benim uzman olarak en önemli kanaatim, Türkiye’ye bu teklifi getirmesinin nedeni ihtiyacı olduğundan değil, ‘Sen bizimle misin, değil misin?’ sorusunun cevabını aramasıdır.”
Şu nokta Türkiye’nin açmazı:
“Savunma kalkanı İran’dan gelebileceği düşünülen nükleer saldırıya karşı kurulmak isteniyor. Bu yaklaşım da Türkiye’ye bir anlamda ‘Tarafını belli et’ demektir.”
Şunun altını çizdi:
“Türkiye olmazsa başka yere koyar. Ama Türkiye’nin tavrını ve nerede olduğunu görmek istiyor.”
Sıkıntının bir nedeni de şu:
“Türkiye’nin de asıl evet demek istememe nedeni, böyle bir işinde içinde yer alması halinde İran’la ilişkilerin bozulacak olması.”
Böyle bir sonuca göre şu yorumu yaptı:
“İşin rengi git gide değişiyor. 1, 2, 3 derken Washington’da da birçok kimse Türkiye’nin artık tamamen eksen değiştirdiğine inanmaya başlayacak. Şu ana kadar bazı gruplar söylerken, bazı gruplar ‘Dur bakalım’ diyordu. Bununla birlikte işin renginin değişip Türkiye’nin artık tamamen yanlarında olmadığına inanacak. Sadece Amerika değil Avrupa’dan da bazı çatlak sesler çıkmaya başladı.”
Toplantıya döndü ve kaygısını dile getirdi:
“Ali Babacan’ın, Zafer Çağlayan’ın, Vecdi Gönül’ün, Robert Gates’in, Cim Cons’un bütün konuşmaları hep iyi durum ve hoş beş üstüne. Oysa bizde bir hikaye vardır. Bir adam yüz katlı bir binadan aşağı atlamış, hızla aşağı inerken 50. katta biri sormuş ‘Nasıl gidiyor?’ diye. Adam da ‘Şimdilik iyi’ demiş. Türk-Amerikan ilişkilerinin şu anki durumu bu. 2003’ten beri şimdilik iyi. Ama düşüş sürüyor, yere çakılacak.”
Şunu ekledi:
“İlişkilerin öyle ya da böyle ayakta duruyor gibi görünmesini sorun olmadığı ve devam ediliyor gibi algılamamak lazım. Bir yerde patlak vereceğine inanıyorum. En önemli patlak da kasım seçimlerinden sonra çok daha Amerikan milliyetçisi olacak bir kongre Türkiye’ye muhtemelen silah satışlarını iptal edebilir.”
Bu noktada…
Dr. Küntay ne demek istediğini şöyle açıkladı:
“Ermeni tasarısı zaten alt komisyondan geçti. Bir ay önce Kıbrıs’la ilgili aleyhimize bir tasarı geçti. Bu tarz şeyler çok sık olmaya başladı. Bir de Amerikan Kongresi’nin iyiden iyiye aşırı sağcı Cumhuriyetçilerin eline geçtiği düşünülürse, yaşanabilecek bir problem var. Bunu bugünden söylüyorum.”
Bugünden söylediği problem şu:
“Amerikan kanunları gereğince özel bir firma bile olsa kimse Amerikan Kongresi’nin izni ve onayı olmadan kendi keyfine göre gidip de başka ülkeye silah satamaz. Türkiye’nin aleyhine dönmüş, iyice sağcılaşmış, bir de Yahudi lobilerinin desteğini çektiği bir süreçte, bundan bir müddet sonra Türkiye Amerika’dan yeni silah ya da askeri araç alma talebinde bulunursa ve Amerikan Kongresi de buna hayır derse şaşırmam.”
Son sözü ise şu oldu:
“Bu ilk etapta çok göze batmayabilir. Ya da Amerikan Başkanı devreye girer çözülebilir denilebilir ama bu işler artık başlıyor.”
