Merkezde birleşme seçmen üzerinde etki yapar mı?

Merkezde birleşme seçmen üzerinde etki yapar mı? DP ve Anavatan, 2007`de yarım kalan birleşmeyi tamamlamaya kararlı. Takvim de işliyor. Birleşme sonrası seçme ilgisine yönelik kamuoyu araştırmasından söz ediliyor. Çıkan sonuç demokratları heyecanlandırıyor…


22 Temmuz 2007 genel seçimlerine gidilen süreçte, Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi arasında birleşme görüşmeleri olmuştu.

Dahası…

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ile Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu birleşecekleri parti olarak Demokrat Parti adında bile anlaştılar.

Fakat…

Birleşmenin neden olmadığını Ağar’dan başka kimse bilmiyor.

Hüsamettin Cindoruk’un DP Genel Başkanı olmasıyla süreç yeniden başladı. Anavatan’ın genç lideri Salih Uzun da destek verdi.

Sıra 31 Ekim’de, Ankara’daki Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda yapılacak birleşme kurultayına geldi.

Daha öhnce de yazdık…

Salonda iki partinin delegeleri yan yana oturacaklar. Önce Anavatan kurultayı yapılıp ve DP’ye katılma kararı alınacak. Sonra DP kurultayı başlayacak.

Kurultayda Genel Başkan seçimi yok. Cindoruk devam ederken, Uzun ise Başkanvekili olacak. Sonrasında da DP’nin 100 kişilik yeni Genel İdare Kurulu yarını Anavatanlı olarak seçilecek.

Şimdi herkes, birleşmenin seçmen nezdinde tutup tutmayacağını merak ediyor.

Öyle ki…

Cumartesi günü Anavatan’ın son il kongresinde bile delegeler yarışan adaylardan çok, “birleşme sonrası nasıl bir lider coşturur” arayışındaydı.

Bu noktada…

DP Genel Merkezi’nin yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasından söz ediliyor. Araştırma, birleşme sonrası baraj sorunu yaşanmayacağını, Meclis’e büyük birk grupla giriuleceğini gösteriyormuş.

Bu da, heyecana yol açmış durumda.

Dün konuştuğumuz kanaat önderleri, Süleyman Demirel’in de meydanlara çıkmasıyla DP’nin çok ciddi iktidar alternatifi olacağı umudunu taşıyorlardı.

Nezih Tunçsiper’den özel okullara çağrı

Sanayici olarak Bursa’ya uzun yıllar hizmet verdi. Şimdi de, eğitim yatırımıyla hizmeti sürdürüyor.

Nezih Tunçsiper, eğitim sektöründeki “birincilik” açıklamaları üzerine ağabey olarak çağrı yapma gereği duydu.

Dediği şu:

“Bursa’daki bütün özel eğitim kurumlarının, her türlü eğitim araçlarıyla donatılmış sınıfları, eğitim amaçlarına göre inşa edilmiş modern binaları ve seçilmiş öğretmenleri ile Türk eğitim hayatında verdiği hizmetler inkar edilemez.”

Devam etti:

“Milli Eğitim Bakanlığının taşıyamadığı bir yük haline gelen, bütçe imkanlarını zorlayan giderleri göz önüne alındığında, bütün özel eğitim kurumlarının devlet bütçesine kayda değer bir katkı sağladığı da bir gerçek.”

Şuna dikkat çekti:

“Türkiye’de hiçbir yayın organı, Bursa’nın milli eğitim faaliyetlerinde başarılı olduğuna dair yorum yapmazken, her gün Türkiye birincilikleri duyuruluyor.”

Bu noktada…

“Kendi kendimizi kandırmayalım” diyen Tunçsiper’in çağrısı şu:

“Gelin; kaynağı belli olmayan standart sapmalı hesaplamalarla birincilik ve ikincilikleri bir kenara koyalım. Eğitim modellerimizi ve politikalarımızı yapılandıralım. Kazanım ve hedef takip programlarımızı yenileyelim. Bilişim teknolojileri destekli uygulamalarımızı geliştirelim.”

Şunu da ekledi:

“Çocuklarımıza sadece sınavlarda değil, hayatta başarılı ve mutlu olmalarının yollarını öğretelim.”

Arıtmalardan çıkan çamur artık kurutularak küçültülüyor ve yakıt ya da gübre olarak kullanılabiliyor

Yıllar önce kentleşme hamleleri başladığında çevre diye bir kavram da, bilinç de yoktu.

Anımsıyoruz da…

Almanya’dan yeni dönmüş gencecik bir inşaat mühendisi olarak Ziya Güney, 1979 yılında Doğru Hakimiyet gazetesine çevrenin korunmasına yönelik yazılar yazmaya başladığında, tanıyanlarından “Almanya’ya gidip geldin, yoksa komünist mi oldun?” tepkisi almıştı.

Çünkü…

O yıllarda çevrecilik, Yeşiller hareketiyle özdeşleşiyor, bu hareket de “düzen muhalifliği” nedeniyle komünizm algısına yol açıyordu.

Aradan 30 yıl geçti.

Şimdi hemen her konuya çevre etkisi bakımından bakıyoruz. Çevreyi kirleteceğine inandığımız tesislere karşı çıkıyor, çevrenin bozulmasına ve insanın zarar görmesine neden olacağını düşündüğümüz girişimleri engellemeye çalışıyoruz.

Dahası…

Düne kadar atık tesisi kurmak ciddi bir yük olarak algılanırken, günümüzde biraz da Avrupa Birliği müktesebatının zorlamasıyla “çevrenin korunmasında ilk adım olarak arıtma tesisi” zorunlu tutuluyor.

Hatta…

Çevre ve Orman Bakanlığı, beldeler dahil tüm yerel yönetimlere arıtma zorunluluğu getirdi.

Üstelik…

Zorunluluk getirilen yalnızca belediyeler değil. Sanayi bölgeleri başta, atık üreten tüm tesisler için bu zorunluluk var.

İstenen de belli:

Hiçbir tesis atığını doğaya bırakmasın. Doğa kirlenmesin, çevre zarar görmesin.

••••••••••

Nitekim…

Uygulamaya dönüp baktığımızda, arıtma tesislerinin hayli yol aldığını görüyoruz.

Örneğin…

Bursa’da Büyükşehir yatırımı olarak dev bir arıtma tesisi var. Başta Organize Sanayi Bölgesi olmak üzere, diğer OSB’ler de atık arıtma tesislerini kurdular. Kentin doğusundaki Kestel, Gürsu ve Yıldırım sanayicilerinin ortak olarak kurdukları Yeşil Çevre ovayı ciddi bir tehditten koruyor.

Dahası…

İhracata çalışan büyük firmalar kendi arıtmalarını kurdular. Onlar da dışarıya atık vermeden sorunu çözüyorlar.

Ne var ki…

Atık arıtma tesislerinin bir sorunu var. Arıtmadan çıkan ve “kek” adı verilen çamuru atacak yer bulamıyorlar.

Kimi yakmaya gönderiyor, kimi toprağa gömüyor.

Oysa…

Çevre hareketinde, arıtmadan çıkan çamurların ya da keklerin de ayrı bir işleme tabi tutulması gerekiyor.

Bunun en geçerli yolu ise “kurutma” yöntemi.

••••••••••

İşte…

Bursa’ya bu tesis ya da tesisleri kazandırmak üzere harekete geçenler var.

3 Re Atık Yönetimi bunlardan biri. Firmanın Bursalı ortağı Yetkin Fırat ile neyi nasıl yapacaklarını konuştuk.

Öncelikle şunu söyledi:

“Arıtmadan çıkan ve kimyasal özelliği olan çamurlar hem çevre için, hem de yokedilmesi noktasında ayrı bir sorun. Bunları gömmek büyük tehlike.”

Önerdikleri tesisi şöyle açıkladı:

“Bizim temsilcisi olduğumuz sistem, bu çamurları yakmıyor, kurutuyor. Böylece kurutulan çamurlar hacimsel ve kütlesel olarak yaklaşık yüzde 75 küçülüyor.”

Şu da çok ilginç:

“Üstelik, bu kurutma sonunda çamurlar ısıl değerinden yararlanılarak yakıt olarak kullanılabiliyor. Ya da organik içerikli çamurların kurutulmasından organik gübre elde edilebiliyor.”

Gördüğümüz kadarıyla…

Arıtmalardan çıkan çamurları ne yapacaklarını kara kara düşünen belediyeler, OSB’ler ve şirketler için çözüm bulunmuş.

Çamurun kurutularak kullanılabilir hale gelmesi çevresel etki bakımından da çok önemli.

Bursa gibi arıtma tesisi fazla bir kente bu tesislerden gerçekten gerekli.

SP Osmangazi’den 10 bin fikstür

Bursaspor bu kentte yaşayan herkesin göz bebeği. Üstelik, Bursaspor’un herkesin desteğine ihtiyacı var. Buna, siyasetçiler de dahil.

Zaman zaman siyasilerin Bursaspor ziyaretleri ya da açıklamaları gazetelerde yer alıyor. Pazar akşamı da Atatürk Stadı’nda oynanan Bursaspor-Fenerbahçe maçı öncesinde Saadet Partisi Osmangazi İlçe teşkilatı taraftarlara jest yaptı.

Üzerinde Saadet’in logosu ve “Fark var” sloganıyla timsah resmi yer alan tam 10 bin Bursaspor maç fikstürü taraftarlara dağıtıldı.

SP’liler fikstür kartlarını dağıtırken, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’yi de stat konusunda verdiği sözü bir an önce yerine getirmeye davet ettiler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 15-9-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın