Sorun çözücü Çelik’in bakanlığının değiştirilmesi ne anlama geliyor?

Sorun çözücü Çelik’in bakanlığının değiştirilmesi ne anlama geliyor?  Çalışma Bakanı olduğunda da yadırgayanlar çıkmıştı ama Faruk Çelik döneme imzasını attı. Şimdi Devlet Bakanı oldu. Yeni görevi Çelik’in siyasi gücünü azaltmaz, aksine arttırır. Çünkü…


Fazilet Partisi’nden 1999’da ilk milletvekili olduğunda genel başkan yardımcılığını üstlendi. Adalet ve Kalkınma Partisi’nde ilk 5 yıl Grup Başkanvekilliği yaptı. Hem de, her dönem en yüksek oyla seçildi.

Diğer siyasi parti gruplarıyla da diyalogları çok iyi olduğu için en zor yasalar onun nöbetinde Meclis’e geldi ve uzlaşmayla geçti.

Ardından…

22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olunca kimileri, “Başbakanın Faruk Çelik’i gözden çıkardığını” düşündü.

Buna karşın…

Döneme imza atan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı oldu. Başta Sosyal Güvenlik Yasası olmak üzere en zor ve en önemli yasaları Meclis’te diyalogla geçirdi.

Küresel krizin getirdiği işsizliğe çare geliştirdi, formülleri hükümet önerisi oldu. Çalışan ve işveren kesimlerini bir araya getirdi.

Hükümetin en çalışkan ve başarılı bakanlarından Faruk Çelik, artık Devlet Bakanı.

Bu değişikliği yine olumlu bulmayanlar var.

“Çalışma Bakanlığı’ndan alındığını” düşünenlere katılmıyoruz. Bakanın daha önemlisi, ya da pasifi olmaz. Başbakan başarısına inanmasaydı, hükümette hiç yer vermezdi.

Bize göre…

Erdoğan siyasi anlamda Çelik’ten daha geniş alanda yararlanmak istiyor.

Örneğin…

Hükümetle Meclis arasında zaman zaman sorunlar yaşanıyor. Çelik uzlaşmacı kişiliğiyle o sorunları aşabilir. Sivil toplum örgütleri ilişkisini “dert babası” özelliğiyle geliştirebilir.

Kısacası…

Başbakan’ın yeni dönemde Faruk Çelik’i yakınına alarak daha güçlü başbakanlık ve hükümet hedeflediğini düşünüyoruz.

Bu da…

Çelik’in siyasi gücünü azaltmaz, daha da arttırır.

Bu öneri vergi tanımını kökten değiştirir: Eşit toplum için vergide eşitlik

Şu basit tanımı daha ilkokul kitaplarında öğrendik:

Kişiler yaşamlarını sürdürebilmek için çalışarak, üreterek ya da iş yaparak gelir elde ediyorlar.

Devletlerin de kamu hizmetini yerine getirebilmeleri, yatırım yapabilmeleri, harcamalarını karşılayabilmeleri için gelire ihtiyaçları var.

Kişinin geliri kazanç olurken, devlet de gelirini vergi ile alıyor.

O bakımdan…

Ülkenin gelişebilmesi için bireylerinin vergi vermeleri gerekiyor. Bireyler vergilerini doğru ve tam olarak verecekler ki, devlet hizmetini gereği gibi yapabilecek.

Bunun yolu da bireylerin tüm kazançlarının vergilendirilmesinden geçiyor. Uluslararası istatistiklere bakılırsa, gelişmiş ülkelerde yaşayanların kazançlarının tamamı vergilendiriliyor.

Ama…

Bizim gibi gelişmekte olan kapsamındaki ülkelerde en az vergi vermek maharet gibi algılanıyor.

Çünkü…

Bireyler, verdikleri verginin karşılığında gerekli hizmeti alamadıklarını, devletin gelirlerini çarçur ettiğini düşünüyorlar.

Öyle olunca da, vergide samimiyet gibi dünyada pek görülmeyen bir kavram ortaya çıkıyor. Devlet de gelirini koruyabilmek için vatandaşının boğazını sıkacak noktaya geliyor.

Bu kez de…

Vergi barışını zorla sağlamak adına toplumda eşitsizlikler doğuyor. En azından bunun yolu açılıyor.

Peki…

Toplumda eşitliği sağlayacak şekildoe vergi düzenlemesi yapılabilir mi?

Soruya karşılık…

Toplumsal araştırmalarıyla tanınan, sosyal konulardan kent yaşamı ve genel konulara kadar geniş bir yelpazede gündeme getirdiği düşünceleri saygı gören, sık sık görüşüne başvurulan isimlerden olan Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Akyol çok çarpıcı bir öneri getiriyor.

••••••••••

Söze de…

Günlük alışverişi yakından ilgilendiren “Katma Değer Vergisi nedir?” sorusuyla başlmıyor.

Önce tanım yapıyor:

“Bu vergi toplumun alışveriş fişlerini toplamasını sağlamak ve işletmenin toplam cirosunu bulmak için konan bir vergidir.”

Ardından…

Ülkemizde Katma Değer Vergisi oranlarının yüzde 1-18 arasında değiştiğini anımsatıp tespitini aktarıyor:

“Katma Değer Vergisi arttıkça vergi kaçağı artıyor. Müşteriler KDV pazarlığı yapıyorlar.”

Şunu soruyor:

“Şu anda alışveriş fişleri toplama işi de kaldırıldığı için vergi kaçağı artmış mıdır, artmamış mıdır? Ne durumdadır.?”

Bir başka tespit yapıyor:

“Gelir vergisi oranları kazanç matrahına bağlı olarak yüzde 15-35 arasında değişiyor. Gelir vergisi mükellefi sayısı yaklaşık 3 milyon civarında olup memur ve işçilerle birlikte bu sayı yaklaşık 15 milyon kişi.”

Gerçeğin altını çiziyor:

“Ne kadar acıdır ki 70 milyonluk bir ülkenin 15 milyonu, yani yaklaşık 5’te biri vergi mükellefi.”

••••••••••

Tespitlerin ardından, Volkan Hoca iki aşamalı öneri getiriyor:

Bir…

“Vergi kayıp ve kaçağının önüne geçmek için gelirin tarifinin yeniden yapılması, bu tarifte her türlü geliri ve gideri olan kişi veya kurumların net kazançlarının yüzde 10’unu gelir vergisi olarak ödemelerinin sağlanması gerekiyor.”

İki…

“Katma Değer Vergisi oranını tüm ürünlerde yüzde 3’e düşürmek gerekiyor.”

İki çarpıcı önerinin ardından kararlı uygulama istiyor:

“Net gelirinin yüzde 10’unu vergi olarak ödemeyen kişi ve kurumların tüm mal varlıklarına el konulmalı.”

Şunu da ekliyor:

“Ülkemizde yaşayan herkesin vatandaşlık kimlik numaraları vasıtasıyla vergi mükellefi yapılması gerekiyor. Mal ve mülk alırken insanlara bu paranın vergisinin ödenip ödenmediği sorulmalı.”

Bu noktada…

Bir vergi uygulamasında daha indirim öneriyor:

“Kiraya verilen işyerlerindeki kira stopaj oranları yüzde 20’den yüzde 10’a indirilmeli.”

Gerekçesi şu:

“Mal sahibi ve kiracılar iş yerlerinin kontratlarını çift kontrat olarak düzenliyorlar. Bu da vergi kayıplarına ve hileli verilere ulaşmamıza yol açıyor, gerçek kira gelirlerine ulaşmamızı engelliyor.”

Şu da, bürokrasiyi azaltacak çarpıcı önerilerinden biri:

“Ev ve iş yeri kira kontratları noter huzurunda yapılmalı ve her iki tarafı koruyacak tedbirler alınmalı. Bankaya yatırılan kiranın yüzde 10’u vergi olarak kesilip Vergi Dairesi hesabına aktarılmalı.”

Böyle bir uygulamadan iki yönlü kazanç oluşacağını düşürnüyor:

“Vergi Dairesi evlerden tahsil edilen kiraların gelir vergisini bir yıl beklemeden aynı ay içinde tahsil etmiş olur. Kirayı yatırmayan kiracıları da uyarma görevi direkt Vergi Dairesi’nin ilgi alanına girer. Böylece ev sahipleri de mağdur edilmemiş olur.”

Bursaspor TV ve Mehmet Gerçeksi

İlk olarak geçen pazar Suat Paçacı’nın yazısında okuduk. Sonra Adnan Baştopçu’nun köşesinde yer aldı.

Hem Suat, hem Adnan heyecanlarını satırlarına aktarıyorlardı. Yazarken bile içlerinin titrediği ifadelerinden anlaşılıyordu.

O heyecanın kaynağı Bursaspor TV idi.

10 yıldır maçlara gitmiyor olabiliriz. Ama içimizdeki Bursaspor sevgisi hep canlı. Suat ve Adnan’ı okuyunca internetten www.bursasportv.com adresine hemen girdik ve o muhteşem görüntülerini izledik.

Gerçekten de…

Bursa basınının aileden yetişme gazetecilerinden, meslektaşımız Mehmet Gerçeksi’nin başında bulunduğu Bursaspor TV programlı yayına geçmeden önce Bursaspor ile ilgili muhteşem bir tanıtım görüntüsü hazırlamış.

Eline sağlık Mehmet. Sanki Barcelona tanıtımını izlediğimiz hissine kapıldık

İzlerken…

1993 yılında, Sepp Piontek’in teknik direktör olduğu dönemde Bursaspor’un sezon boyunca içeride-dışarıda tüm maçlarını Radyoaktif’ten anlattığımız günler gözümüzde canlandı.

O günlerde…

Mehmet Gerçeksi, Suat Paçacı, rahmetli Aykan Uzoğuz, İlhan Öztat, hatta Nejat Biyediç de bizimle birlikte radyoda maçı yorumluyorlardı.

Müthiş güzel, müthiş keyifliydi.

Başlangıçta internetten yayın yapacak Bursaspor TV’nin tanıtım görüntüleri, Bursaspor’un markalaşma ve kurumlaşma yolunda attığı adımı gözler önüne seriyor. Emeği geçenleri kutluyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 03-05-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın