Bereketli tarım topraklarına zehirli atık tesisi kurmak doğru mu?

Bereketli tarım topraklarına zehirli atık tesisi kurmak doğru mu?  Mustafakemalpaşa, çevresel kaygı mücadelesinin merkezi haline geldi. Bu kez Güllüce’de bereketli topraklara kurulacak baca tozu geri kazanım tesisine tepki var. Gümçed yine köylüyü bilinçlendiriyor…


Dikkat çekmeyecek gibi değil… Bursa’da son bir yılda çevreyi koruma kaygılarına bakıldığında Mustafakemalpaşa merkezli girişimlere karşı verilen mücadelelerin çcokluğu görülüyor.

Nedense…

Taş ocağı kurmak isteyeninden altın arayıcısına, sanayi artığı tesisinden çevreye zararlı sanayi kuruluşuna kadar geniş bir yelpazede Mustafakemalpaşa’nın bereketli tarım toprakları cazibe merkezi haline geldi.

Son olarak…

Mustafakemalpaşa’nın yemyeşil kaplı Güllüce Köyü’ndeki bereketli tarım arazileri üzerine baca tozu geri kazanım tesisi kurmak üzere yapılan girişimler büyük bir kaygıya yol açıyor.

Öyle ki…

Kısa adı Güney Marmara Doğal ve Kültürel Çevreyi Koruma Derneği olan Gümçed Genel Başkanı Adnan Önürmen arkadaşlarıyla birlikte bölgede yaptığı incelemeden sonra âdeta ağlarcasına şunu söylüyordu:

“Böylesine muhteşem bir doğal ortamda, böylesine bereketli topraklarda zehir üretecek sanayi tesisi kurulmak istenmesini bile anlayamıyorum.”

Şu sözü ise tedirginliğin boyutunu gösteriyor:

“Kurulacak tesisin tehlikeli kimyasal atıklarıyla sadece Mustafakemalpaşa ve Bursa değil, tüm Güney Marmara tehlike yaşayacak.”

••••••••••

Açıkça söylemek gerekirse…

Son dönemde Gümçed Genel Başkanı Adnan Önürmen ve arkadaşlarının doğa ve çevre koruma konusunda yaptıkları çalışmaları, verdikleri büyük mücadeleleri, köylüleri bilinçlendirerek karşı çıkmayı ve hak aramayı öğretmelerini çok önemsiyoruz.

O bakımdan…

Önürmen ve arkadaşlarının Mustafakemalpaşa’nın Güllüce Köyü’nden yükselen feryatlarına kulak verilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Nedeni ortada…

200 dönümlük tarımsal arazi üzerine kurulması planlanan baca tozu geri kazanım tesisi, demir-çelik tesislerindeki üretim sırasında ortaya çıkan ve tehlikeli atık kabul edilen baca tozlarından çinkooksit üretilmesini amaçlıyor.

Önürmen bu noktada şunun altını çiziyor:

“Bu tür tesisler Avrupa’da çevreye zararlı etkilerinden dolayı kapatılıyor. Ama ülkemizde kurulmasına izin veriliyor. Oysa, böyle bir tesisten kaynaklanacak çevresel tehlikenin boyutu bile ölçülemez.”

İlginç bir bilgi daha veriyor:

“Mustafakemalpaşa’nın Güllüce Köyü’ndeki bereketli tarım alanlarına baca tozu geri kazanım tesisi kurmak isteyen firma; İzmir’in Aliağa, Sakarya’nın Kaynarca ve Tekirdağ’ın Marmara Ereğlisi gibi demir-çelik sanayiinin yoğun olduğu yerlerde bu tesisi tepkiler nedeniyle kuramamış. Onun için rota buraya çevrilmiş.”

Şunu soruyor:

“Mustafakemalpaşa ve çevresinde tek bir demir-çelik tesisi yok. Ama bu bölgede müthiş bir tarım var, hayvancılık var.”

Tehlikeye şöyle işaret ediyor:

“Avrupa’nın sanayi atıklarıyla birlikte ülkemizin başka bölgelerinden tehlikeli atıkları Mustafakemalpaşa’ya getirip arıtarak çinkooksit elementini geri kazanmak istiyorlar. Fakat baca tozu içinde yer alan kurşun ve kadminyum gibi doğaya zararlı elementler havaya, suya ve toprağa karışarak insan sağlığını etkiler.”

Tesisten çıkacak tehlikeli atık miktarı da belli:

“Yıllık 300 bin ton tehlikeli atığın ilçemiz sınırlarında kalmasına Gümçed olarak asla izin vermeyeceğiz.”

Bu noktada…

Önürmen ve araştırma yapan arkadaşlarını şu da tedirgin ediyor:

“Firma üretimi sırasında büyük bir su kaynağına ihtiyaç duyuyor. Kullanılacak su, Mustafakemalpaşa ilçesinin bir yıllık su ihtiyacına eşit. Bu bile su kaynakları açısından sıkıntılı bir durum.”

••••••••••

İşin bir başka boyutu da şu:

Bölgede inceleme ve araştırma yapan Gümçed Genel Başkanı Adnan Önürmen arkadaşları, Güllüce’de muhtar ve köylüleri bilgilendirirken, tesis için arazi satanlardan İsmail Fere şunu söylemiş:

“Bize buraya Bosch ve EKA gibi fabrikalar kurulacağını, bölgedeki işsizlere iş imkanı sağlanacağını söylediler.”

Araştırmasını daha yaygın sürdüren Önürmen şu bilgiyi de ekliyor:

“Benzer bir tesis Kayseri’de var. Fakat üniversite ve akademik odaların yaptıkları analizlerde, tesis çevresindeki tarım arazilerinde yetişen meyve ve sebzelerde zehirli elementler bulunmuş.”

Sonuç olarak isteği şu:

“Biz sanayi tesisine karşı değiliz. Ama tehlikeli atık üretecek tesisin bereketli tarım alanlarına yapılmasına sonuna kadar karşıyız. Elbette bu tesisler de kurulmalı ama, doğanın uygun olduğu, zarar veremeyeceği yerlere kurulmalı. O nedenle, kararın gözden geçirilmesini istiyoruz.”

Bir de çağrısı var:

“Akademik odalara da işbirliği çağrısı yapıyoruz.”

Türk tarihinin en büyük camisi Ulucami’yi ortaya çıkaracak çalışma

Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezıd tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırıldı… 5 bin metrekarelik kapalı alanıyla namaz kılma yeri olarak Türk tarihinin en büyük camisi özelliği taşıyor.

Bursa denildiğinde akla ilk gelen sembollerden Ulucami’nin pek bilinmeyen, ama manevi değerler açısından önemli bir özelliği daha var:

Mekkede’deki Mescid-i Haram’ın, Medine’deki Mescid-i Nebevi’nin, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın ve Şam’daki Emeviye Camii’nin ardından, beşinci mertebe özelliği taşıyor.

İşte…

Böylesine önemli özelliklere sahip Ulucami’yi ortaya çıkarmak için Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından çevre düzenlemesi projesi hazırlandı.

Doğa ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından da onaylanan projeyle, öncelikle Ulucami’nin avlusu genişletilecek.

Bunun için de…

Caminin doğusundaki avluyu daraltan yeşil alan kaldırılacak, buradaki abdest alma yerleri duvar dibine taşınıp üstü de kapatılacak.

Yanı sıra…

Caminin beden duvarlarını ortaya çıkarmak için avlu zemini yarım metre aşağıya indirilecek. Avlu komple elmden geçirilirken zeminin taş kaplamaları yenilenecek.

Ayrıca…

Ulucami’nin kuzey avlusundaki iki şadırvanın orijinalinde bulunan soğan kubbeler de yeniden yapılacak.

Bu çalışmalar için Koruma Kurulu’ndan gerekli izinleri aldıklarını söyleyen Vakıflar Bölge Müdürü Kadir Akarkaya, sonraki aşamada camizinin duvar taşlarının da Koruma Kurulu’ndan izin alınması halinde temizleneceğini söyledi.

AK Parti’de kongre geri sayımı başlıyor

Sürekli yazıyor ve tekrarlıyoruz… İktidar partilerinin kongreleri, özellikle de il kongreleri daima ilgi çeker ve izlenir.

Ancak…

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 17 Mayıs Pazar günü Başbakan Erdoğan’ın da katılımıyla Atatürk Spor Salonu’nda yapacağı kongrenin siyaset kamuoyunda çokça konuşulduğunu söyleyemeyiz. Böyle bir durumla da ilk kez karşılaşıyoruz.

Oysa…

Eskiden iktidar partileri il kongresinre giderken diğer partiler dahil geniş ilgi görür, konuşulur ve yorum yapılırdı.

Gerçi…

Bursa’daki siyaset kamuoyunun iktidar partisi kongresini konuşmadığını söylüyoruz ama, şunu kabul etmek gerekiyor ki, AK Parti’nin kendi kulislerinde de henüz kongre havasına tam anlamıyla girilmiş değil.

Örneğin…

İl Başkanı Sedat Yalçın adaylık açıklamasını yapmadan önce yol haritasını belirlemek ve teşkilatın görüşünü almak için henüz ilçe başkanları toplantısı yapmadı.

Buna karşılık…

Adaylığını açıklamasa bile, Zafer Hıdıroğlu’nun ilçe başkanları, hatta ilçe yönetimleriyle temaslarını sürdürdüğünü duyuyoruz.

Deneyimlerimiz…

Bu konularda teşkilatların çok hassas olduğu ve zaman zaman işi duygusallığa kadar götürdüğünü gösteriyor.

Kaldı ki…

Yalçın’ın, milletvekilleriyle tam bir mutabakata varabildiğini söylemek de kolay değil.

Görünen o ki…

Kongreye doğru son 12-13 gün çok önemli stratejik hamlelerle geçecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 04-05-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın