Dünyada… İlk standartların uygulandığı kentte yaşıyoruz. Ne var ki, ilk standartların uygulanmasından sonraki süreçte seyirci kalan bir ülke ve toplum haline geldik.
Nitekim…
Adına tescil belgesi dediğimiz, kalite standardı için uygunluk değerlendirme alanında kontrol yabancıların elinde. Bunun da ciddi bir maliyeti söz konusu.
Yıllar önce…
“Yabancıların belirlediği standardı uygulayan değil, standart koyan ülke olmalıyız” diyen, sürekli “Mille ses ver” çağrısı yapan Kalite Birliği Başkanı Mustafa Karaman konunun yılmaz takipçisi.
Sohbetimizde, dışarı ödediğimiz kaynağa işaret etti:
“Uygunluk değerlendirme için her yıl 5 milyar Dolar yurt dışına gidiyor.”
Söylediği şu:
“Kalite piyasasında yabancı hayranlığı, yabancıdan belge alma hastalığı, yabancı sanayilerin mecbur bırakarak kendi belgelendirme kuruluşlarına yönlendirmesiyle piyasada siyonist kapitalizm anlayışı uygulanıyor.”
Üzüldüğü şu:
“Türk sanayicisi bu anlayışa mecbur ve mahkum oluyor.”
Kritik nokta şu:
“Nedenlerinden biri; dünyadaki standart pazarlama faaliyetlerine Türkiye’den katılımın çok az olması, standardı hazırlayan AB ülkelerinin kuralı da koymasından kaynaklanıyor.”
Ardından…
“Kalite Birliği olarak yıllardır çağrı yapıyoruz, milli ses verilmesini istiyoruz” dedi ve şunun altını çizdi:
“Çağrımıza kulak tıkayanlar, milli olduklarını iddia edenler, gayri yerli ve milli kalite anlayışına hizmet ederek Türk ekonomisini zarara sokuyorlar.”
Örnek de verdi:
“IATF16949 konusunda Türkiye’de yerli ve milli kuruluşların hiçbirine yetki verilmedi. Özellikle otomobil sektörü ve yan sanayi küresel siyonizme mahkum oldu.”
Şunu da sorguladı:
“Milli belgelendirme kuruluşumuz TSE’nin etkin ve yetkin olmasına, dünyada söz sahibi olmasına, uluslararası standardizasyon birliği kurucusu olmasına karşın yetkilendirilmemesini anlamak mümkün değil.”
