Geçen hafta sonu İstanbul’daydık. Daha açık söylemek gerekirse, bu yıl onuncusu tamamlanan ve artık Bahçeşehir Üniversitesi klasiği haline gelen Siyaset Okulu’nun kapanış oturumundaki 3 konuşmacıdan biriydik.
BAU’nun Beşiktaş’taki kampusunda gerçekleştirilen Siyaset Okulu sertifika programının son oturumunda deneyim paylaşan isimlerden biri, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik’ti.
Cumartesi günü…
Çelik’le konuşmasının öncesinde ve sonrasında sohbet ettik. Hem sohbetlerde, hem de konferansında ortak konu, Türkiye’nin yeni seçim sistemi oldu.
Gördük ki…
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, uygulanmakta olan yüzde 10’luk seçim barajını “Avrupa’nın en yüksek seçim barajı” olarak yorumluyor ve Türkiye’nin bu ayıptan kurtulması gerektiğini savunuyor.
Bunu savunurken şuna da dikkat çekiyor:
“Anayasamız diyor ki seçimler iki şeyi temin etmek zorundadır, ‘Temsilde adalet, yönetimde istikrar.’ İkisini bir araya nasıl getirebiliriz? Bunun üzerinde düşünmemiz gerekiyor.”
Tam bu noktada…
Özellikle de yönetimde istikrar noktasında geçmişten örnekler verirken söze “Koalisyon hükümetleri döneminde 1970 ile 80 arası Türkiye tepe taklak aşağıya doğru gitti” diye başlayıp dönemleri anımsatıyor:
“ 70-80 arası Türkiye’nin kayıp yıllarıdır ve koalisyonla idare edilen yıllarıdır. 50 ile 60 arasında güçlü bir Demokrat Parti Hükümeti var ve Türkiye çıkıştadır. 1965-71 arasında Adalet Partisi iktidarı var, Türkiye çıkıştadır, 1983-91 yılları arasında Anavatan Partisi iktidarı var, Türkiye çıkıştadır. 91-2002 Türkiye’nin felç olduğu yıllardır.”
Şunu vurguluyor:
“Dolayısıyla bu yönetimde istikrar meselesini yabana atmamız gerekiyor.”
Ardından…
“Temsilde de adaleti sağlayacağız” deyip, İsrail örneği veriyor:
“Baraj yüzde 3 olan İsrail’de ömrü 1,5 sene süren hükümete çok az rastlanır. Siyasi partiler de yüzde 5, 6, 7 oy alırlar dolayısıyla Filistin vesaire meseleler bir türlü çözülmez.”
Sonra da…
Baraj konusunda muhalefetin önerisini anımsatıp şunu anlatıyor:
“Muhalefet ‘Barajı indirelim, sıfırlayalım’ diyor. Gözünüzü kapatın… TBMM’de 12 ayrı siyasi parti var ve 12 ayrı grup var. Oradan kanun çıkmaz. 1-2 maddelik bir kanunu, siz 10-12 grubu bulunan TBMM’den 1 haftada çıkaramazsınız.”
Yorumlarının ardından, sistem arayışı ile ilgili gelişmeleri şöyle aktarıyor:
“Muhalefete iki öneride bulunduk. Barajı sıfırlayalım, baraj kalmasın, dar bölgeyi getirelim. Var mısınız? ‘Yokuz.’ Geçtik bunu, daraltılmış bölgeyi getirelim. Bu sefer dediler ki ‘Siz daraltılmış bölgeyle barajı yüzde 20’ye çıkarıyorsunuz.’ Öyle değil aslında.”
Bu kez…
Örneği Adıyaman’dan veriyor:
“Diyelim ki Adıyaman’ın 5 milletvekili var. 5 milletvekili olduğuna göre daraltılmış bölgede yüzde 20 oy almayan siyasi parti milletvekili çıkaramaz diye bakıyorlar. Öyle değil.”
Şunu vurguluyor:
“Biz diyoruz ki, daraltılmış bölge olsun, ülke çapında yüzde 5 oy alan her siyasi parti bu işi halledebilsin.”
Şöyle devam ediyor:
“Peki Adıyaman’da bir bölge barajı koyuyor muyuz? Hayır. Fiili oluşan baraj nedir? En yüksek oy alan partinin oyunun beşe bölümüdür. Diyelim ki AK Parti Adıyaman’da yüzde 40 oy aldı. Bunu 5’e böleceksiniz. Adıyaman’da baraj yüzde 8’dir.”
Gelinen noktayı ise şöyle açıklıyor:
“Buna var mısınız? Buna da yokuz. Eski kaoslu dönemlere geri dönelim. Başkanlık sistemine de yokuz. Kusura bakmayın o zaman, biz Türkiye’yi 70’li yılların, biz Türkiye’yi 90’lı yılların o keşmekeşine, o dağınıklığına sürükleyemeyiz.”
