Erdoğan`ın yeni İsrail stratejisi nasıl yorumlanmalı?

Erdoğan`ın yeni İsrail stratejisi nasıl yorumlanmalı? Türkiye-İsrail ilişkileri son 1 haftada neden sertleşti? Türkiye strateji mi değiştirdi? İç politika malzemesi mi yapılıyor, yoksa başka bir şey mi var? Ortadoğu ve İsrail uzmanı Burak Küntay yorumluyor…


İnişli çıkışlı da olsa, Türkiye-İsrail ilişkileri, bölge coğrafyası ve bölgede sözü geçen egemenleri doğrudan ilgilendiriyor.

O nedenle…

Zaman zaman sorunlar yaşansa da, sonrasında telafi mekanizmaları işliyor.

Fakat…

Son bir hafta içinde peş peşe gelen yeni krizler var.

Bu da…

Konya’daki Anadolu Kartalı adlı askeri tatbikattan İsrail savaş uçaklarının çıkarılmasıyla başladı.

Bunun üzerine, Türkiye ve İsrail’in Dışişleri Bakanlıkları bugüne kadar görülmedik sertlikte açıklamalar yaptılar.

Geçen yıl…

“Konya’daki tatbikatlarda eğitilen İsrail uçakları Gazze’yi vuruyor” şeklinde özetlenebilecek yayınlar nedeniyle kamuoyu bu gelişmeleri sessizce izledi.

Ardından…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, tatbikatın iptaliyle ilgili bir Arap gazetesine “Halkımızın isteğine uyduk” demesi ilgi çekiciydi.

Bu süreçte…

TRT’de yayınlanan bir diziye İsrail’in gösterdiği tepki de, bugüne kadarki tepkilerden farklı oldu.

Peki…

Türkiye-İsrail ilişkileri, ne oldu da son bir haftada bu kadar sertleşti?

••••••••••

Soruyu…

Uzmanlık alanı Ortadoğu ve İsrail olan, Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi Başkanı ve FDD Kıdemli Analisti Burak Küntay’a sorduk.

Önce şu tabloyu çizdi:

“Türkiye 1947’de İsrail’in kurulmasına Birleşmiş Milletler’de onay veren bir ülke. Buna rağmen, İsrail’i Filistin’le ilgili diyaloglarında devamlı eleştirmiş ve Filistin’i de devamlı korumuş bir ülke.”

Devam etti:

“Bunları yaparken İsrail’le askeri diyaloğunu, stratejik ilişkisini ve lojistik ittifaklarını da devam ettirmiş bir ülke. Ama tekrarlıyorum, bunları yaparken Filistin’in de topyekun savunucusu olmuş bir ülke.”

Şunu anımsattı:

“1947’den beri, Erbakan hükümeti dahil gelmiş geçmiş bütün Türk hükümetleri bu felsefeyi benimsedi. Ta ki 3 yıl öncesine kadar…”

Şunu ekledi:

“AKP hükümeti İsrail’le ilişkileri, yaşanan krizlerle ve Başbakanın çıkışlarıyla belli bir noktaya getirdi.”

Ardından…

“Erbakan dahil 50 yıllık sağ-sol hükümetlerle yaptığımız politikanın değişmesini iki nedene bağlı görüyorum” diye başladı ve iki özel yorum yaptı.

İlki şu:

“Birincisi, Başbakan’ın İsraille ilgili çıkışlarının Türkiye’de iç politikada AKP’ye oy kazandırdığını ve Başbakan’ın da özellikle üzerine gittiğini düşünüyorum.”

Sözlerini şöyle açtı:

“Gazze’yi savunmanın ve ciddi anlamda İsrail karşıtlığı yapmanın bir dış politika hamlesinden ziyade, iç politikaya dönük bir hamle olduğuna inanıyorum.”

Sonra da…

“İkincisinin, bir çok kişinin gözüne batmayan başka bir nedenden kaynaklandığına inanıyorm” dedi ve şuna işaret etti:

“Türkiye İsrail’e olan tepkisini daha da sertleştirdi ve agresif oldu. Türkiye neden bu kadar sertleştinin cevabı aslında Amerika’da yatıyor.”

Bu noktada önce şu bilgiyi verdi:

“Obama’nın İsrail’le ilişkileri, hele Netenyahu seçildikten sonra Amerika-İsrail ilişkileri Bush döneminin tersine biraz daha gergin.”

Çarpıcı bir yorum yaptı:

“Dolayısıyla Türkiye’nin bu çıkışlarından Amerika’nın çok rahatsız olduğunu ve tepki gösterdiğini söylemek doğru olmaz.”

Yani…

“Ben AKP’nin biraz da Amerika destekli olarak sertleştiğine inanıyorum.”

Şaşırdığımızı görünce şunu söyledi:

“Amerika’ya rağmen nasıl yapılıyor diye düşünülebilir ama, aslında, Obama seçildikten ve Netanyahu’dan sonra Amerika’ya rağmen değil. Aksine, Amerika’nın göz yumması.”

Ermenistan maçı bitti ama yankıları ve olayları bitmedi, hatta haksızlığa bile dönüşmeye başladı

Türkiye-Ermenistan milli maçı oynandı ve bitti. Aslında, maç ve stadyum ortamıyla ilgili tartışmaların geride kalması gerekiyor.

Ama…

Konu iki nedenden ötürü gündemdeki yerini koruyor.

Birincisi…

Dün sabah gazeteleri açtığımızda, “maçtan alnımızın akıyla çıktığımızı” okuduk. Seyirci taşkınlık yapmamış, uslu uslu oturmuş, yalnızca milli takımı desteklemiş, olay olmamış.

Ne bekleniyordu ki?

Bursa’da futbol seyircisi ne zaman sahaya girip adam kovalamış, kendi arasındaki ufak tefek didişmeler dışında ne zaman taşkınlık yapıp olay çıkarmış? Hele böyle milli maçlarda…

“Ama Diyarbakır maçı…” diyenler olabilir.

Kimsenin onaylamadığı bir tezahürattan yola çıkılarak, yaygın medya aracılığıyla Bursa üzerinde müthiş bir baskı oluşturuldu.

Ne yazık ki…

Bu yayınlar Bursa’da da kimi çevrelerde kabul gördü ve kendi kendimize sorumluluk yükledik. Şimdi de “aman ne güzel işte bakın olay çıkmadı” diye seviniyoruz.

Bu seyirci…

Bir futbol takımının, dahası bir milli takımın tezahüratla nasıl destekleneceğini Türkiye’ye ve dünyaya ders olacak şekilde gösterdi.

Onlardan korkmak yerine teşekkür etmeliyiz. Ama yaratılan suni ortamın baskısı işi buralara kadar getirdi.

Bu Bursa’ya haksızlıktır, adı da komplekstir.

Kaldı ki…

Hiç yaşanmaması gereken bir bayrak krizi ile Bursa ve Türkiye günlerdir çalkalanıyor. Çarşamba akşamı bu bir inatlaşmaya dönüştü.

Oysa…

Böyle bir konu hiç gündeme gelmeyebilir, krize dönüşmeyebilirdi.

Kaldı ki…

Dün de bu sütunlarda vurguladık. Geçen yıl Erivan’da oynanan maçta, işgalci Karabağ yönetiminin sözde bayrağı Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün önünde sallandı.

Dünyada hiç kiemsenin tanımadığı bir ülkenin bayrağı orada sorun olmadı, ama Azerbaycan bayrağıyla ilgili çekişme işi inatlaşmaya kadar getirince milli maça hassasiyet olarak yansıdı.

Bu kapsamda…

Vali Şahabettin Harput’un açıkladığı “stadın ortasına planörle inip Azerbaycan bayrağı açmaya hazırlanan 4 kişinin yakalanması” konusu dünün sürprizi oldu.

Valimizin sözlerini tartışmayı doğru bulmuyoruz.

Ama, planörün “motorsuz uçak” olduğu ve “motorlu bir uçak tarafından çekilip uçurulduktan sonra havada bırakıldığı” biliniyor.

O planörü kim, hangi havaalanından hangi uçakla çekip kaldıracaktı acaba?

Dahası…

Haberin internet sitelerinde yer almasından sonra dün Habertürk’te, planör eğitimi almış bir okuyucu yorumu ile karşılaştık:

“…Öyle kolay kolay herkes stada iniş yapamaz, nerdeyse imkansız gibi bir sey. Tribünün yüksekliğini unutmayalım bu arada lütfen. Kurs alıp o küçük alana inmek zaten imkansız, profesyonel olunmalı.”

Aynı okuyucu teknik bilgi de vermiş:

“Türkiye’de sadece iki planör pisti var. Birisi Eskişehir’de, diğeri Yalova-Adapazarı arasında askeriyeye ait. Eskişehir’den oraya planörle gelmek de acemi işi değil. Hele akşamüstü karanlıkta zaten olmaz. Motorlu uçakla çekilse de olmaz. Bildiğimden konusuyorum.”

••••••••••

Bir şey daha:

Cumhuriyet bu ülkenin en saygın gazetelerinden biri. Ama dün birinci sayfaya öyle bir başlık atmış ki şaşırıp kaldık.

Neymiş…

Sarkisyan’ı karşılamada gösteri yapan folklorculara Ermenistan bayrağı renklerinde giysi giydirilmiş.

Bursa dağ yöresinin motiflerinden esinlenerek hazırlanan ve yıllardır kullanılan giysilere böyle damga vurmak yazıktır, haksızlıktır.

Bu kafaya göre, PKK renkleri olduğu için trafik lambalarını da söküp atmak gerek!

Yurt Partisi’nde kollar sıvandı

Yurt Partisi’nin Bursa’da sesini en çok duyurduğu dönemde İl Başkanı Gürkan Kaya ve Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Hayri Öztetikler önde duruyorlardı.

Sonra…

Saadettin Tantan’ın lideri olduğu YP içine kapandı ve beklemeye geçti. Şimdilerde kollar yeniden sıvandı ve yeni bir hamleyle Bursa kamuoyu karşısına çıkma hazırlığı yapılıyor.

Hafta içinde, Yurt Partisi İl Başkanı Zafer Sicimoğlu, yönetim kurulu ve merkezdeki ilçe başkanlarıyla birlikte ziyaretimize geldi.

Yeni ekibi heyecanlı ve umutlu gördük.

İlk olarak teşkilatlanmayı tamamlamayı hedefliyorlar. Şu anda, kuruluşu son aşamaya gelen İnegöl ile birlikte 6 ilçede teşkilatlanmış durumdalar.

Sicimioğlu sohbette, “Temiz siyaset yapacak herkese kapımız açık. Ama gelenleri de pirinç ayıklar gibi tek tek inceliyoruz” dedi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 16-10-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın