Türkiye günlerdir ayakta. Toplum hiç alışık olmadığı yeni bir eylem kültürü ile tanıştı ve bunu çok sevdi. Eylemler toplumsal meşgale haline dönüştü ve insanlar gündüz işe gece gösteriye çıkıyorlar.
Peki…
Taksim’den yansıyan fotoğraf nasıl algılanmalı? Toplum nasıl oldu da kendiliğinden harekete geçti, gösteririler nasıl oldu da Taksim’den taşıp her yere yayıldı?
Bu soruya…
Toplumbilimci olarak, siyaset sosyoloğu olarak Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay şöyle yaklaştı:
“Demokrasi bizde bozulmuş demokrasi toleransı diyebileceğim bir şekilde seyrediyor.”
Yaptığı tanımı da, sosyologların sık sık başvurdukları bir yöntem olan “tıbba başvurarak ve tıbbi metaforlar yapma alışkanlığıyla” örnek verdi:
“Doktorlar diyabetten kuşkulandığı zaman hastaya belli bir miktar şekerli su verip, gerçek şeker mi yoksa bozuk glikoz toleransı mı olduğuna bakar. Türkiye’de bozuk demokrasi toleransı da böyle oldu.”
Gözlemi şu:
“İyi niyetli ve duyarlı bir hareketle olaylar başladı. Bunu biz bozuk şeker toleransı olan bir demokraside karşılayamadık.”
Sözünü şöyle açtı:
“Demokrasi kültüründe hâlâ eksikliğimiz var. Demokrasiyi pekiştirip kurumsallaştıramadık. Üstelik bu kültür her iki taraf açısından eksik.”
Tespiti net:
“Demokrasi kolay bir şey değil. Sadece taleplerde bulunmak, meydanlara çıkmak da değil. Tabii ki bunları kapsar ama demokrasiyle bağdaşır birtakım hareketler var.”
Çarpıcı bir tespit paylaştı:
“Demokrasi içindeymiş gibi görünen, ama demokrasiye aykırı hareketler var.”
Şunu da ekledi:
“Buradaki hareketlerde tespit edilecek en önemli husus, eleştiriden daha çok düşmanlık duygusu.”
