Galiba başa döndük… Taksim’de çevreci kaygılarla hareket eden 25 kişilik gruba polis çok sert müdahale etmeseydi toplumsal duyarlılık devreye girip tüm yurdu saran gösteriler başlamayacaktı.
Sonra…
Gergin ve tepkili günler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı görüşmeler ve yaptığı açıklamalarla sona erdi, bu kez toplumsal uzlaşma adına iyi niyet havası doğdu. Adına referandum da denilse, plebisit de olsa demokratik tercih eğilimi önemliydi.
Bu da…
Taksim’deki Gezi Parkı’nda bekleyenleri etkiledi. Gerçi Taksim Platformu açıklamasında “Direnişe devam” kararı duyuruldu ama parkta çadır sayısından başlamak üzere park direnişçileri sayısında ciddi azalma olduğu haberleri yansıdı.
Akşam saatlerinde ise Başbakan Erdoğan’ın miting konuşmasında “Yarına kadar park boşaltılmazsa boşaltmasını biliriz” dediğinde sabaha yönelik bir beklenti oluştu.
Ama…
Sabaha kalmadan, akşam saatlerinde polis müdahale edip parkı boşalttı. Fakat çatışmalar Taksim’in ara sokaklarına kaydı, başka kentlerde gösteriler bir anda sertleşti.
İşte…
“Galiba başa döndük” dememiz bundan. Tamam polis yasal düzeni korumakla görevli ve hiçbir yeri kendi haline bırakamaz. Fakat parkın içinde bir grup insan oturmaya devam etseydi ne olurdu ki? Elbet bu bekleyiş ya da direniş kendiliğinden sona erecekti,
O nedenle…
Görüşmelerle yumuşayan havayı gerginleşmeye, küresel ortamda ellerini ovuşturarak bekleyenlere bu görüntüleri vermeye hiç gerek yoktu.
Unutmamak gerekir ki, böyle havalar demokrasiye de yaramaz, gerginlikten kimse sağlam çıkamaz.
