F.Ç. emekli vatandaşlarımızdan biri. Üstelik en düşük aylıkla emekli olanlar arasında yer alıyor. Sinandede Mahallesi’nde kiralık bir evde oturuyor. Evli.
Bütün bu ifadelerden anlaşılacağı gibi kıt kanaat geçinmeye çalışan emekli bir vatandaş.
Fakat…
Son yıllarda iyice yaygınlaşan kanser illeti gelip onu da buluyor. Doktorlar ona prostat kanseri teşhisi koyuyorlar. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ameliyat oluyor, sonrasında da tedavisi başlıyor.
Daha doğrusu, vücuttaki kanseri yok edebilmek için ışın tedavisi başlıyor. Programa göre de F.Ç.’nin aralıksız 25 seans ışın alması gerekiyor.
Ne var ki…
5. seansta cihaz bozuluyor ve tedavi kesiliyor.
Prostat kanseriyle mücadele eden F.Ç. ameliyat sonrası başladığı ışın tedavisi 5. seansta kesildiği için tam 1.5 aydır bekliyor.
Çünkü, cihaz arızalı.
Olabilir, cihaz bu, elbette arıza yapar. Zaten hasta da cihazın arızasını sorgulamıyor. O yalnızca tedavisini sürdürebilmek için başka bir hastaneye sevk istiyor, ama onu da yaptıramıyor.
Hastaneye her arayışında, “aranacağı” cevabıyla karşılaşıyor ve beklemeye devam ediyor.
Bu durumda beklemek de sanıldığı kadar kolay değil. Örneğin tedavi yarım kaldığı için idrarını tutamıyor, o nedenle bebekler gibi altını bağlamak zorunda kalıyor.
Ayrıca…
Vücuduna su ve sabun değmemesi sık sıkıya tembih edildiği için temizlik yapamıyor. Silerek bile temizlenemiyor.
Anlayamadığı şu:
Cihaz arızası nedeniyle bu kadar kritik bir tedavi yarım kesilir mi, riskli bir hasta 1.5 aydır bekletilir mi? Bu cihazın onarımı yapılamıyor mu?
Kısacası…
Ortada tam anlamıyla kanserden korkma, cihaz arızasından kork durumu var.
