Demokrat Parti farkedemiyor ama dünya ve Türkiye değişti, milletin de siyasetten beklentisi değişti

Tarih 8 Mayıs 2010… Yer Buttim Kültür Merkezi. Eski görkemli günlerinin elbette çok uzağında ama yine de salonu dolduran bir görüntüyle Demokrat Parti Olağanüstü İl Kongresi yapılıyor.
Eski görkem yok ama üç adaylı bir kongre olması nedeniyle delegeler ve partililer heyecanlı.
O kadar ki…
Kürsüye her çıkan DP Genel Merkezi’ne bindiriyor, kongreyi yönetmesi için gönderilen GİK Üyesi Nuri Efe’yi delegeler sözlerini keserek konuşturmuyor.
Böyle bir ortamda…
Efe’nin konuşmasıyla ilgili olarak bu sayfalarda şu değerlendirmeyi yaptık:
DP GİK Üyesi Nuri Efe konuşmasından, 1946’daki DP çıkışından, AP’nin güçlü yönetiminden, DYP’nin iktidara yürüyüşünden söz etti.
Sonra da…
“Millet aynı millet. Bursa aynı Bursa. Bursa halkı da aynı Bursa halkı. Düşünce, misyon yine aynı düşünce ve misyon. Hareket yine aynı hareket. Biz bu milletin ta kendisiyiz. Ne değişti de böyle oldu?” diye sordu.
Galiba…
DP için sorun bu.
Çünkü…
Millet Efe’nin dediği gibi aynı millet değil. Bursa da artık aynı Bursa değil. Ama Efe’nin konuşmasından, DP Genel Merkezi’nin her şeyin değiştiğini farkedemediği anlaşılıyor. O nedenle sonucun böyle olması son derece doğal.

Aradan geçti 1.5 ay.
Cumartesi günü Ankara’da yine olağanüstü yapılan DP kurultayında yine benzer sözlerin havalarda uçuştuğunu gördük.
Başta Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk olmak üzere DP’liler bu ülkeye yaptıkları hizmetleri anlatıyorlar, o hizmetlerin hatırına seçmenin kendilerini yeniden iktidara getireceğine inanıyorlar.
1946’dan itibaren Demokrat Parti-Adalet Partisi-Doğru Yol Partisi ve yeniden Demokrat Parti adını alan bu misyonun ülkeye çok hizmet ettiği, önemli eserler kazandırdığı bir gerçek.
Fakat…
İl kongresindeki konuşmayı izlerken söylediğimizi burada tekrarlamak gerekiyor:
Demokrat Parti bir şeyin farkına varamıyor. Dünya değişti, Türkiye değişti, seçmen değişti, yeni seçmenin siyasete bakışı ve siyasetten beklentileri değişti.
Bugün artık yeni bir siyaset anlayışı var. Dünyadaki ve ülkedeki değişime paralel olarak yaşanan önemli değişimlerin sonucu doğan yeni siyasi partiler var.
En önemlisi…
Yeni seçmen artık söze değil, önüne konan projeye ve yapılan işe bakıyor.
Nitekim…
Cindoruk’un cumartesi günü kurultay konuşmasında “Kasım kurultayında Süleyman Demirel de gelecek ve bu kürsüden 60 yılın hesabını verip, hesabını soracak” sözlerini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor.
DP’nin kurmayları son dönemde partinin önüne hep havuç uzatıyorlar ama sürekli ileriye doğru koşturduklarının uzattıklara havuca ulaşmasına izin vermiyorlar.
Aslında…
DP yapması gereken hamlelerden birini yaptı ve Anavatan Partisi ile birleşip sinerji elde etme şansı yakaladı. Gelin görün ki, bu süreç de iyi kullanılamadı. Daha doğrusu, birleşme sonrasındaki ortamda enerjiler güçlenmeye dönüşme için harcanacağına, Anavatan’dan gelenlerin tasfiyesi için enerji boşaltıldı.
Yani…
Birleşme sonrası doğan sinerjiyi bırakın doğru kullanamamayı, hiç kullanmadı.
Nitekim…
Yapılan kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyor. Seçmenin iktidara karşı alternatif aradığı bir süreçte dahi DP ortaya proje koymadığı için seçenek olamadı.
Dün de kurultay sonucunu yorumlarken bu sayfalardan vurguladık.
Kurultayı kazanan Cindoruk listesinde Genel İdare Kurulu’na Bursa’dan kimseyi almadı. Yalnızca Yüksek Haysiyet Divanı’nda Orhan Efe’ye yer verdi.
Tansu Çiller adına hazırlanan listede de Bursa’dan kimse yoktu.
Çağrı Erhan-Gökberk Ergenekon ortak listesinde Bursa’dan Mümin Ekici, Erol Aybaraz, Muzaffer Önadım vardı. İki listede Bursa’dan kimseye yer verilmezken bu listede 3 kişinin birden olması bu kez de “Acaba listeyi mi dolduramadılar da Bursa’dan 3 kişi birden yazdılar?” sorusunun oluşmasına yol açtı.
Bu arada…
Yine bu sayfalarda duyurduğumuz kulis gelişmeleriyle ilgili olarak da bize göre çelişki olan iki nokta var ki, biraz da Cindoruk’un yöntemiyle ilgili güven sorunu oluşturuyor.
Anımsanacaktır…
Birleşme sonrası yeniden yapılanma adına Cindoruk tarafından Bursa’da bir operasyon yapıldı ve Füsun Yaşar görevden alınıp İl Başkanı olarak Ayhan Barışıcı atandı.
Bunun üzerine…
Yaşar, partinin önüne sandık getirme iddiasıyla görevden almaları yargıya götürdü. İl ile birlikte 7 ilçe için mahkemelerden olağanüstü kongre kararı çıktı, kongreleri gerçekleştirmek üzere de mahkemeler tarafından kayyum heyetleri atandı.
Kongreleri yaptırıp amacına ulaşan Füsun Yaşar il kongresinin ardından köşesine çekildi ve sessizliğe büründü.
Derken…
Kurultaya 3 gün kala Yaşar’ın Ankara’ya davet edildiğini ve GİK’e girmesi için Cindoruk adına kendisine davet yapıldığını öğrendik.
Nitekim…
Kurultay gecesi saat 02.00’ye kadar da Füsun Yaşar adı, Cindoruk’un GİK listesinde yer alıyordu.
Madem Füsun Yaşar’ı GİK’e alacak kadar önemsiyordu, il başkanlığından neden aldı?
Bakın…
Burada Yaşar’ın GİK’e alınmak istemesini sorgulamıyoruz. Füsun Yaşar eğitimi, bilgisi, kariyeri, partisine hizmetiyle elbette GİK’e girmeyi fazlasıyla hak ediyor.
Ama konu o değil.
Konu net:
Madem Cindoruk bu kadar önemsiyordu, neden il başkanlığından aldı?
Hiç kimse kalkıp da “Efendim Hüsamettin Bey almak istemedi ama ona zorla aldırdılar” falan demesin. O zaman da başkalarının etkisiyle karar veren bir genel başkan olmuyor mu?
İkincisi…
Cumayı cumartesiye bağlayan gece saat 02.00’de Füsun Yaşar adının Cindoruk’un GİK listesinde olduğunu öğrenen Demokrat Parti Bursa İl Başkanı Abdullah Biçen’in durumu.
O gece…
Füsun Yaşar’ın adaylığına itiraz ederken “Partiyi kayyuma düşürdü” gerekçesini ortaya koyan Biçen aslında tüm siyasi partilerde sıkıntı oluşturan partinin mahkemeye verilmesi noktasından hareketle bir karşı çıkma noktası yakalamış.
Ne var ki…
Bunu söylerken, kendisinin Füsun Yaşar’ın açtığı dava sonucu kayyumla yapılan kongrede seçildiğini ve bir anlamda bu sayede il başkanı olduğunu unuttu herhalde.
Buradaki sorun da Cindoruk’un liderliğini tartışmayı gerektiriyor.
Soru şu:
Kurultaya sunmak için liste hazırlayan, listesindeki isimleri bilgilendiren, sonra da itiraz gelince ortada bırakan bir lider başarılı olabilir mi?
••••••••••
Aslında…
Yazıyı burada kesmiştik. Fakat öyle bir noktaya geldik ki, Demokrat Parti delegesi için de bir soru yöneltmek gerekiyor:
Başta da yazdık…
8 Mayıs’ta yapılan olağanüstü il kongresinde salonun neredeyse tamamı Cindoruk’a tepki gösteriyordu. Salon dışında, günlük ilişkiler içindeki eleştirilerde de benzer sözler ediliyor.
Bu kadar tepki gösteren delege cumartesi günü “adaylar arasında en iyisi” diyerek Hüsamettin Cindoruk’un listesini onayladı.
Soru şu:
Delege önüne konan adaylar arasından tercih mi yapmalı, yoksa en iyiyi bulup çıkarmalı mı?
Eğer…
Türk siyasetinde 1946’dan beri var olan bir misyon, genel başkanını yarıştırabilecek bir aday bulamıyorsa, ona da söyleyecek bir söz yok.
Oysa…
DP bünyesinde siyasete aç, dünyayı ve gelişmeleri çok iyi izleyen, fişek gibi nice gençler olduğunu biliyoruz.

Tanıtım Yazısı

Dolum ve kapama makineleri nelerdir?

Gıda sektöründen kimya endüstrisine kadar geniş bir yelpazede kullanılan dolum ve kapama makineleri, üretim süreçlerinin vazgeçilmez parçalarıdır. Modern üretim hatlarının kalbinde yer alan bu makineler, […]