Yıldırım’a 4 yeni köy geliyor, Cumalıkızık köye dönüşüyor

Yıldırım’a 4 yeni köy geliyor, Cumalıkızık köye dönüşüyor  Yıldırım’da köy sayısını mevzuatın istediği şekilde 5’e çıkarmak için çalışma başladı. Cumalıkızık ve Zeyniler yeniden köy oluyor. Balaban köye dünüşüyor. Değirmenönü’nün üstünde yeni köy kuruluyor…


Bursa’nın ikinci büyük ilçesi olan Yıldırım, nüfusuyla Türkiye’deki büyük iller sıralamasında ilk 15’e girecek büyüklükte.

Oysa…

22 yıl önce Merkez İlçe’nin üçe bölünmesiyle Yıldırım İlçesi oluşurken, yakın köyler mahalleye dönüştürülmüş, böylece 66 mahalle ve 1 köyü ile yeni bir ilçe olmuştu.

Tek köy olarak da Hamamlıkızık kalmıştı.

Ancak…

Geçen süreçte idari yapılanmayı düzenleyen mevzuattaki değişikliklerin ardından, bir ilçenin en az 5 köyünün olması zorunluluğu doğdu.

Bunun üzerine…

Yıldırım Kaymakamlığı, ilçenin mevzuata uygun hale gelebilmesi, yani en az 5 köyünün olabilmesi için yeni bir çalışma başlattı.

O çalışma tamamlandı.

Henüz onaylanmayan ve son aşamaya gelen bu çalışma, Hamamlıkızık’ın yanı sıra Yıldırım’da dört yeni köy oluşturulmasını hedefliyor.

Bu kapsamda…

İlk adım olarak Yıldırım İlçesi’nin oluşturulması sırasında köyden mahalleye dönüştürülen Cumalıkızık’ın yeniden köy statüsü alması öngörülüyor.

Ayrıca…

Daha önce köyken Piremir Mahallesi’ne katılan Zeyniler de yeniden köye dönüştürülüyor.

Yanı sıra…

Fidyekızık’ın üstündeki yamaçlarda yayla konumunda bulunan Balaban’a da köy statüsü veriliyor.

Bir de…

Karapınar’ın büyümesiyle oluşan Değirmenönü Mahallesi ile Kent Ormanı arasında kalan bölgedeki evler de köy haline getiriliyor. Bu yeni köye henüz isim verilmedi.

Kulağımıza gelenlere göre, Yıldırım Kaymakamlığı’nın hazırlığına Valilik olumlu bakıyor. Yıldırım Belediyesi’nin ise Cumalıkızık’ın köye dönüştürülmesi dışında itirazı olmadığı konuşuluyor.

Eğer…

Çalışma bu şekliyle kabul edilirse, Yıldırım’ın mahallesi sayısı 65’e inerken, köy sayısı 5’e çıkacak.

Tesadüfle gelen projeye Ünicef destek verdi, çocuklar el yıkamayı öğreniyor

Her şey biraz tesadüf ve biraz da hata ile başladı. Ama bugün çok özel bir boyuta ulaştı.

Üstelik…

Projeye dönüştü ve dünyada hızla yayılan, Türkiye’de de ölü sayısı her gün artan domuz gribi virüsüyle mücadelede en etkili yöntem olarak karşımıza çıktı.

••••••••••

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojileri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, geçen yıl okulda çocuğuna verilen bir ödev ile ilgilendi.

Ödevin konusu veli sorumluluğu olarak belirlenmişti.

Mustafa Hoca ne yapabileceğini düşünürken, “Acaba dünyada bu konuda neler yapılıyor?” diye internet üzerinde küçük bir araştırma yaptı.

İşte…

Bu araştırma sırasında karşısına Birleşmiş Milletler’in dünya çocuklarını korumak ve yaşam koşullarını iyileştirmek için kurduğu Unicef’in alt çalışma gruplarından Global Handwashing, yani küresel el yıkama karşısına çıktı.

Dahası…

Kendisi de gıda sağlığı kapsamında gıda üretimi yapan işyerlerinde çalışanlara el yıkama ve temizlik dersleri veren bir uzman olduğu için, her yıl 15 Ekim’de kutlanan Dünya El Yıkama Günü üzerinde yoğunlaşmaya karar verdi.

Bu amaçla da…

İnternet sitesiyle yazışmaya başladı. Okuldan çocuğuna verilen veli sorumluluğu projesi kapsamında, 100 çocuğa el yıkama eğitimi verebileceğini mesaj olarak yazdı.

Fakat…

Mesajı gönderdiğinde, 100 çocuk yazmak isterken yaptığı bir yanlışlık sonucu 1000 çocuk yazdığını farketti.

Ne var ki…

Karşı taraf, yani Global Handwashing 1000 çocuğa el yıkama eğitimi verilmesini çok önemsedi. Yazışmalar böylece farklı bir kanala girdi.

Gelen yanıtta, böyle bir eğitim için neye gereksinimi olduğu soruldu. Prof. Dr. Mustafa Tayar da bir film ve afişlere gereksinimi olduğunu belirtti.

Ertesi gün…

Unicef’in Türkiye’de çalıştığı ajans Tayar’ı aradı ve istediği dokümanları hemen gönderdi.

O da…

Sözünü verdiği gibi, çocuğunun okulunda el kıyama eğitimine başladı.

Tam bu aşamada bir başka gelişme yaşandı.

Kalite Birliği Derneği’nin kuruluşu aşamasında, Başkan Mustafa Karaman, derneğin yönetimine giren Prof. Dr. Mustafa Tayar’ın Unicef’le birlikte başladığı el yıkama projesiyle çok ilgilendi.

Hatta…

Projeyi, derneğin sosyal sorumluluk çalışması haline dönüştürmek üzere harekete geçti. Bilgisayarda 100 çocuk yazacakken bir 0 tuşuna bir fazla basarak 1000 çocuk diyerek eğitim hedefini farkında olmadan büyüten Mustafa Hoca’nın önüne bu kez biraz daha büyük yeni bir hedef koydu:

20 bin çocuğu el yıkama eğitimi.

Böylece…

Kollar sıvandı, Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer İlçe Milliği Eğitim Müdürlüğü ile birlikte Nilüfer’deki okullarda çocuklara el yıkama eğitimi verilmeye başlandı.

••••••••••

Ziyaretimize geldiğinde, Prof. Dr. Mustafa Tayar ile bu ilginç ama çok önemli eğitimi konuştuk.

Daha doğrusu…

Eğitimi nasıl verdiğini sorduğumuzda, Mustafa Hoca çantasını açtı ve bazı tüpler çıkardı.

Eğitim sırasında, film ve çizgilerin de desteğiyle çocuklara ellerin nasıl yıkanacağı anlatılıyor. Sonra, tüplerdeki sıvılardan ele sıkıyor ve eğitimi alandan gidip ellerini yıkamasını istiyor.

Döndüğünde ise yıkanmış ele özel bir ışık tutuyor. O ışık, el iyi yıkanmadığında tüpten sıktığı sıvının kalıntılarını ortaya çıkarıyor. Böylece doğru yıkama için testlere devam ediliyor.

Tayar sonrasında şunu anlattı:

“Eğitim sırasında çocuklara Mikrop Avcısı adını taşıyan bir karne veriyoruz. Çocuk her el yıkadığında bu karne üzerindki küçük el resimlerinden birini karalıyor. Onları da öğretmenleri denetliyor.”

Amaç biraz daha geniş:

“Biz çocukları eğitiyoruz. Onların da evde anne-babalarını, okulda ise öğretmenlerini eğitir hale gelmelerini sağlıyoruz.”

Söylediğine göre…

23 Nisan’da 20 bin çocuğa el yıkama eğitiminin finali yapılacak. Final için de Prof. Dr. Tayar’ın bir hazırlığı var.

Üzerinde…

Temizliğin uluslararası sembolleri olan su, sabun ve el figürleriyle Türk Bayrağı’nın yer aldığı tişörtler hazırlatmış.

Çocuklara mesajını, özel bir hedef göstererek veriyor:

“Atalarımız el ele verip düşmanı denize döktü. Biz de el ele vererek mikropları yeniyoruz. Çünkü bizim düşmanımız da mikroplar.”

Bir de not:

Eğitim verilen çocuk sayısı ise bugün için 8 bini aşmış.

Ulucami’nin halıları ve sessiz şadırvan

Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezıd tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırıldı… 5 bin metrekarelik kapalı alanıyla namaz kılma yeri olarak Türk tarihinin en büyük camisi özelliği taşıyor.

Bursa denildiğinde akla ilk gelen sembollerden Ulucami’nin pek bilinmeyen, ama manevi değerler açısından önemli bir özelliği daha var:

Mekkede’deki Mescid-i Haram’ın, Medine’deki Mescid-i Nebevi’nin, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın ve Şam’daki Emeviye Camii’nin ardından, beşinci mertebe özelliği taşıyor.

Böylesine önemli yere sahip, hakkında menkıbeler anlatılan Ulucami ile ilgili olarak elektronik postamıza uzunca süredir tepki içerikli iletiler geliyor.

Nedeni şu:

Ulucami’nin ortasında bulunan şadırvandan abdest alınıyor, su içiliyordu. Ancak, ıslak ayaklarının halılara zarar verdiği gerekçesiyle şadırvan kapatıldı.

Hafta içinde Ulucami halılarının yenilendiği haberleri üzerine bu iletiler yeniden yoğunlaştı. Kararı eleştirenler, Ulucami’nin tarihten gelen manevi havasına zarar verildiğini düşünüyorlar.

Dahası…

“Madem şadırvandan namaz kılınan bölüme ıslak ayakla geçilmesi istenmiyor, çevresine su emici sentetikler yerleştirilir ve sorun kolayca çözülebilir” diyorlar.

Gerçekten de…

Şadırvanın çevresindeki hareket Ulucami’ye ayrı bir hava katıyordu. Tepki gösterenlere hak vermemek elde değil. Çözüm yasak olmamalı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 27-12-2009