Uludağ Davos mu olmalı, kendi modelini mi bulmalı?

Uludağ Davos mu olmalı, kendi modelini mi bulmalı? Uludağ’ın Davos olmasını isteyen Başbakan’ın samimiyetinden elbette şüphe yok. Ama, Davos ve benzer örneklere bakılırsa bu pek kolay değil. Davos’un doğruları alınıp Uludağ’ın kendi modeli oluşturulmalı…


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkan “Uludağ’ı Davos gibi istiyorum” sözünü, dünya ile rekabet edebilmesi anlamında son derece samimi buluyor ve çok önemsiyoruz.

Ancak…

Şu soruya da bir türlü cevap bulamıyoruz:

Bizim Uludağ, her türlü samimi düşünceye, isteğe ve çabaya karşın acaba Davos gibi olabilir mi?

Açıkça söylemek gerekirse, Davos’u görmediğimiz için bilmiyoruz. Ancak, geçen hafta Bursa heyetinin inceleme gezisiyle ilgili haberleri büyük bir dikkatle inceledik.

Davos’ta oteller dağın bir bölgesinde toplanmış. Otellerin olduğu yerde atlı arabalar çalışıyor. Kayak pistlerine teleferikle çıkılabiliyor. Tek biletle her şey yapılabiliyor.

Benzer yapıyı…

Yıllar önce Romanya’da Braşov ve Sinaia kayak merkezlerinde gördük. Otellerin tümü kent merkezindeydi ve pistlere yalnızca teleferikle çıkılabiliyordu.

Oysa…

Uludağ’daki yapılanma daha başlangıçta kayak merkezi ideal kriterine uymuyor. Hepsini yıkabilmek pek mümkün görünmüyor. Otelleri kaldırsanız, misafirhaneler var. Bürokrasinin dağdan fedakârlık yapabileceğine de kimse inanmıyor.

Kısacası…

Yaz-kış turist dolu, otellerinde dünyanın kongre yaptığı, pistlerinde her milletin kaydığı Davos model olarak bizim Uludağ’a hiç benzemiyor.

Hele…

“Eskiden olduğu gibi yazları yine futbol takımları gelip kamp yapsınlar” isteği karıştığında, modelden daha da uzaklaşılıyor.

Diyeceğimiz şu:

Davos’un aynısını yapabilmemiz mümkün değil. O nedenle, beklentiyi büyütmenin anlamı yok.

Buna karşın…

Davos’un doğrularını örnek alalım. Sonra da, Uludağ’ın kendi özgün modelini hiç ödünsüz uygulayalım.

Üretilip sunulması maliyeti gerektiren sağlık hizmetini insana yakışır hale getirmek için neler yapmak gerek?

Sağlanan tüm gelişmeye, gerçekleştirilern tüm yenilik ve uygulamalara karşın toplumumuz için sağlık konusu her zaman gündemde.

Zaten…

Çözüm arayışları ve öneriler de bu nedenle daima güncelliğini koruyor.

Nitekim…

Bu sütunlarda geçtiğimiz hafta, Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Akyol’un “sağlıkta kasko benzeri sigorta” önerisine yer verdik.

Ardından…

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kayıhan Pala’nın “sağlık en temel insan haklarından biridir” yaklaşımına dayalı itirazını aktardık.

Konuyla ilgili bir özel değerlendirme de Bursa Sağlık Kuruluşları Derneği Genel Sekreteri Dr. Feza Şen’den geldi.

“Polemik olsun diye cevap yazmıyoruz” diyerek başlayan Dr. Şen, sağlık hizmetlerinin bilimsel tartışılması isteniyorsa, verilere de bakılması gerektiğine inanıyor.

Sonra da…

Doç. Dr. Pala’nın itirazında yer alan “Hak olan bir kavramın para, sigorta gibi her hangi bir değişkene bağlı olarak sağlanması kabul edilemez” cümlesini tartışmaya açıyor:

“Temel hakka sahip olan bireydir, kişidir, insandır, vatandaştır. Temel hak ise sağlıktır. İnsana yakışan biçimde sunulmalıdır.”

Şuna dikkat çekiyor:

“Sağlık bir hizmettir. Ve üretilip sunulması için maliyeti vardır. Para ise temel hak olan sağlık hizmetinin gerçekleşmesi için gereken maliyetin ölçüsüdür.”

Ulaştığı sonuç şu:

“Hizmetin maliyetini, vatandaş yerine, sosyal güvence sağlayan devletin ödemesinden doğal sonuç olamaz.”

Dikkat çektiği bir nokta da şu:

“Sorun ödeme gücü olmayanlar ise, işte sosyal devlet anlayışı burada olmalı. Gücü olmayanlar da tartışmasız sağlık hizmetine erişebilmeli.”

Şunu vurguluyor:

“Sağlığa erişimin hakkaniyetli olması dünyanın her ülkesinde devletin temel ödevlerinden.”

Sağlık hizmetinin insana yakışan biçimde sunulmasını savunan Dr. Şen, şunu sorguluyor:

İnsanların adam yerine konmayarak sağlık hizmetine ulaştığı, sabah güneş doğmadan kamu hastanelerinde sıraya girerek hizmet almaya çalıştığı, muayenehaneye gitmeden ameliyat olmayı, hastaneye yatmayı başaramadığı bir sağlık hizmeti ne kadar insana yakışan bir hizmet sunumu?”

Sonrasında…

“Sağlıkta sigortacılık diye tartışılan, aslında vatandaşın cebinden bir şekilde çıkacak olan meblağ” deyip, sigorta sistemine konusunda Prof. Dr. Volkan Akyoli düşünüyor:

“Bireyin tedavisi esnasında eş zamanlı tedavi hizmetinin bir miktarını ödemesi, kendine yapılan hizmetin kontrolünü getirir. Fazla tıbbi işlemi, fazla faturalamayı ve gereksiz kullanımı önler. Kişi hizmeti kontrol eder.”

Uygulamanın uluslararası sağlık platformlarında kabul gördüğünü söyledikten sonra devam ediyor:

“Yıllarca kamu güvencesinde olanlar ilaç katkı payı olarak yüzde 20’den başlayan oranlarda ceplerinden katkı yaptılar. Kişiler aldıkları sağlık hizmetine katkı yaparlarsa kendi sağlıklarını da korumak için dikkat etmeye çalışırlar.”

Önemli bir nokta da şu:

“Kamu tarafından sunulan sağlık hizmetini de vatandaşlar cebinden öder. Çünkü, kamu sağlık harcamalarını vatandaşlardan topladığı vergi ve SSK primleri ile finanse eder.”

Çakmak, derviş gibi yollarda

Milletvekili seçildiği Temmuz 2007’den itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi tarafından İzmir sorumluluğuna getirildi.

Aylarca…

İzmir’i ve ilçelerini karış karış gezdi, teşkilat toplantıları yaptı, önerilerini Genel Merkez’e rapor etti.

Sonra…

Trakya ve İstanbul’da görevlendirildi.

Bu kez…

Öncelikli sorumluluk bölgesi olarak Trakya’nın il ve ilçelerini dolaşmaya başladı. Bir yandan da İstanbul’daki toplantılarda teşkilat sorunlarıyla ilgilendi.

Öyle ki…

Hayrettin Çakmak sorumluluk bölgesi illerde Genel Merkez adına yürüttüğü teşkilat çalışmaları nedeniyle Bursa’ya daha az uğrar oldu. Çünkü, zamanının büyük bölümünü yollarda geçiriyordu.

Nitekim…

Cumartesi, günün öğleden akşama doğru döndüğü saatlerde konuştuğumuzda Edirne’deydi. Aylardır ilçelerini gezdiği, sorunlarını dinleyip yaraların sarılması için çalıştığı, ilçe kongrelerini tamamladığı Edirne’nin finalinde AK Parti İl Kongresi’nde genel merkez görevlisi olarak bulunuyordu.

Bir hafta önce de Tekirdağ İl kongresini tamamlamıştı. Üstelik, Tekirdağ’da da ilçe kongreleri maratonunun ardından il kongresini yapmıştı.

Farklı özelliklere sahip uzak yörelerde parti adına teşkilat görevi yapmak, zamanın büyük bölümünü yollarda geçirmek kolay değil. Buna karşın, AK Parti Bursa Milletvekili Hayrettin Çakmak’ın sesinden ayrı bir keyif aldığı anlaşılıyordu.

TDH Nilüfer hızlı başladı

Mustafa Sarıgül liderliğindeki Türkiye Değişim Hareketi henüz siyasi parti olarak kuruluş başvurusunu yapmadı. Ama, örgütlenme çalışmalarını sürdürüyor.

Doğru modei olan tabandan tavana örgütlenmeyi uyguluyan TDH’da, ilçe örgütleri de bir yandan yapılanırken, diğer yandan ziyaretlerle kendilerini tanıtıyorlar.

Örneğin…

Çok hızlı bir başlangıç yapan TDH Nilüfer İlçe Başkanı Fecri Er, arkadaşlarıyla birlikte dernek ve mahalle toplantılarına önem veriyor.

Bu kapsamda…

Bal-Göç Şubesi ziyaret edildi, İrfaniye ve Gökçe mahallelerinde kahvehane toplantıları yapıldı. 10 kurucu arkadaşıyla birlikte halka Sarıgül’ü anlatan Er, karşılaştıkları ilgi ve gördükleri samimiyetten çok memnun olarak şunu söyledi:

“Gördük ki, Türkiye’nin gerçekten değişime ve Mustafa sarıgül gibi bir lidere ihtiyacı var.”Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 31-08-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın