Erdoğan’ın kafasındaki seçim tarihi 2011 Mayıs mı?

Erdoğan’ın kafasındaki seçim tarihi 2011 Mayıs mı? Son genel seçim 22 Temmuz 2007’de yapıldı. Süre 4 yıla indiği için, yeni seçimin 22 Temmuz 2011’e kadar yapılması gerekiyor. Oysa temmuz seçimi cazip değil. Başbakan Erdoğan’ın kafasında da 2011 Mayıs var…


Bu döneme kadar Türkiye’de milletvekili genel seçimleri 5 yılda bir yapılıyordu. Ama, son dönem hariç hiçbir zaman 5 yıl tamamlanamadı.

Geçen dönem de 5. yıla ulaşılmasına karşın, hesapta olmayan gelişmeler nedeniyle zamanından 3.5 ay kadar önce yapıldı.

Şimdi…

Anayasa değişikliğiyle genel seçim 4 yılda bire indi.

Yani…

Son yapılan seçimin üzerine 4 yıl konacak ve son seçimin tarihini geçmemek üzere yeni seçim yapılacak.

Son genel seçim 22 Temmuz 2007’ydi. Bu durumda, önümüzdeki seçimin de 22 Temmuz 2011’e kadar yapılması gerekiyor.

Oysa…

Temmuz ayı turizmin yoğun olduğu bir ay. Temmuzda seçimin turizmi çok etkilediğini daha önce gördük. Bahçe ve tarlalarda çalışmak durumunda olanların seçim sürecine katılması da güçleşiyor.

Ayrıca…

2007 seçiminde, aşırı sıcak nedeniyle asfalt eridiği için insanlar miting meydanına dahi çıkamadılar. Sıcak havada binlerce kişiyi miting meydanına toplamak da çok güç.

İşte…

Tüm bu nedenler, önümüzdeki seçimin tarihini şimdiden tartışma konusu yapıyor. Ankara’dan da seçim tarihi tartışmasının başladığı haberleri geliyor.

Anladığımız kadarıyla…

Meclis’te çoğunluğu bulunan iktidar partisinin lideri olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçimi Temmuz 2011’de yapmak istemiyor.

Başbakan’ın kafasında, daha rahat bir ortam olarak nisan ya da mayıs ayları olduğunu, ama daha çok da 2011 Mayıs üzerinde durduğunu duyuyoruz.

Yani…

Bugünden bakılırsa, seçime 21 ay kaldı. Hazırlanacaklar için çok uzun süre değil.

Sağlıkta otokontrolu getirip, haksız kazancı önleyecek çarpıcı bir formül önerisi: Kasko benzeri özel sigorta

Ülkemizin temel sorunları arasında, atılan tüm adımlara karşın sağlık sorunlarının özel bir yeri var.

Daha doğrusu…

Yapılan her yeniliğe karşın sağlık alanında bir türlü istenilen seviyeye ulaşamıyoruz. Bu da hem vatandaşımızın insanca muayene ve tedavi olmasında bir engel, hem de istismar edilen uygulamalar nedeniyle haksız kazanca bile dönüşebiliyor.

İşte…

Herkes için, hepimiz için çok önemli olan sağlık konusunda, uygulama sorununun aşılabilmesine yönelik çarpıcı bir öneri “Bu devlet beni okuttu, yurt dışına eğitime gönderdi. Çok borcum var” düşüncesinde olan Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Akyol’dan geldi.

Değişik konulardaki düşüncelerini zaman zaman bu sütunlardan paylaştığımız Volkan Hoca, sağlıkta çözümü şöyle görüyor:

“Sağlıkta insanları bireysel olarak araç kasko sigortası gibi sigorta yaparsanız, otokontrol sistemini getirirsiniz.”

Bu uygulamanın iki tür yansıması var. Prof. Dr. Akyol birinci yansımaya şöyle dikkat çekiyor:

“Devletten haksız kazanç elde etmeyi düşünen özel hastane, eczane ve doktorları mümkün olduğu kadar kontrol altında tutabilirsiniz.”

İkinci yansıması ise şu:

“Araç kaskosu gibi yıllık prim ödeyen kişi kendi sağlığına dikkat etmek zorunda kalacak.”

Şunu da ekliyor:

“Sigorta şirketlerince belirlenecek seviyede hizmet alan kişiler ertesi yıl aynı primi öderken, sağlığına dikkat edip hastalanmayan şahısların ertesi yıl sigorta priminde indirime dahi gidilebilir.”

Sistem sayesinde…

Herkes yılda 1 ya da 2 kez sağlık kontrolundan geçeceği için bazı hastalıklarda erken teşhis sağlanabileceğine işaret eden Volkan Hoca, sağlığına dikkat etmeyenlerin de ertesi yıl yüksek prim ödemek zorunda kalacaklarını belirtiyor.

Böylece…

“Kişilerin eş, dost ve yakınlarının sağlık karnelerine yazdırdıkları ilaç alma sistemi tarihin derin sayfalarına kazınır” diyor.

••••••••••

Ayrıca…

Sistemin işleyişi için şunu da öneriyor:

“Hastanede ameliyat olan veya yatan hastalara kullanılan serum ve diğer ilaçların açıklaması hastaya veya hasta yakınına yapılmalı, kullanılmayan serum ve ilaçlara hasta müdahale edebilmeli.”

Bu sayede sağlık karnelerine ekstra malzeme yazımının önüne geçilebileceğini, “Buna göz yuman hastaların ise ertesi yıl fazla prim ödemek zorunda kalacaklarını” savunuyor.

Bu arada…

Trafik kazaları, kronik hastalıklar ve kanser tedavilerini uygulamanın dışında tutuyor.

Ardından…

“Sağlık güvencesi olmayan yeşil kartlıları ne yapacağız?” diye sorup cevabını da veriyor:

“O insanlara da sistem anlatılmalı, onların primlerini devlet ödemeli.”

Bütün bunları önerirken de şu gerçekten yola çıkıyor:

“Sağlık sistemindeki finansman açığı büyüdükçe bu ülkede yaşayan memur, işçi ve emeklilerin maaşları da düşüyor. Bu açığın azalmasıyla maaşların yükseleceğine toplumu inandırmamız gerekir.”

••••••••••

Bu noktada…

“Hastane binalarımız,içler acısı bir durumda” dedikten sonra Prof. Dr. Volkan Akyol şu karşılaştırmayı yapıyor:

“Alışveriş merkezlerine bakın. Yürüyen merdivenleri, ferah asansör koşulları, dinlenme mekanları ile donatılıyorlar. Sağlık Bakanlığı da bundan sonra hastane projesi yaparken buna göre davranmalı.”

Bursa hastanesine sahip çıkıyor

Bu kentte yaşayıp da yolu Devlet Hastanesi’ne düşmeyen yoktur. Çünkü, Bursa’da hiç hastane yokken Memleket Hastanesi adı altında insanlara Devlet Hastanesi şifa dağıtıyordu.

İlginç olan şu:

Bursa’nın efsane valililerinden Haşim İşcan zamanında halkın imece usulü çalışmasıyla yapılan hastane, hep Bursalı’nın katkısıyla ayakta durdu.

Yine Bursa halkının imeceyi andıran yardım kampanyasıyla tüm odaları tepeden tırnağa yenileniyor.

Televizyonlardaki kampanyaları izlerken, gazetelerde yapılan katkıların haber ve yorumlarını okurken duygulanıyoruz.

Bir kent halkı, kendi yaptığı hastaneye ancak bu kadar sahip çıkabilir.

İşte gerçek ortada:

Bursa halkı, kendi hastanesine sahip çıkıyor.

Mübarek ramazan ayında zekat ve fitreler de bu kampanyaya önemli katkı sağlar.

İnsanlar mendile sardıkları küçük birikimlerini bile getirip Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mete Ekşioğlu’na gözlerini kırpmadan teslim ediyorlar.

Çünkü…

İnanıyorlar, güveniyorlar.

O güven de boş değil. Başhekim Ekşioğlu önce Akdoğan Otel’i hastanenin fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezine dönüştürerek bu kente armağan etti. Sonra bölgenin en modern ameliyathanelerini kazandırdı.

Şimdi de…

Vali Şahabettin Harput’un tam desteği ve siyasi iradenin de arkasında durmasıyla yılların yorgunu Devlet Hastanesi’nin tepeden tırnağa yenilenmesini sağlıyor.

Bursalılar da yardımda yarışıyor.

Baz istasyonları ve toplum kaygısı

Son yıllarda, kentin değişik mahallelerinden GSM operatörlerinin baz istasyonlarına karşı tepkileri ve yapılan eylemleri görüyoruz.

Çoğu yerde bu eylemler başarıya ulaştı ve baz istasyonları söküldü.

Çünkü…

Cep telefonuyla istasyon arasındaki ses dalgaları alışverişinde, yakın çevredeki insan sağlığının olumsuz etkilendiğini ortaya koyan araştırmalar var.

Doğal olarak toplumsal duyarlılık bu noktada kendini gösteriyor.

Bir yandan da…

Günlük yaşamın vazgeçilmez parçasına dönüşen cep telefonlarının her yerden çekmesi isteniyor. Bu da çelişki oluşturuyor.

Nitekim…

Son süreçte “Baz istasyonlarına hayır” kampanyasına öncülük eden Nilüfer Belediyesi’nin yaklaşımı akla şunu getiriyor:

Öyleyse belediyeler baz istaslyonları için insan sağlığını etkilemeyecek çözümler geliştirsinler.Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 24-08-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın