Gedik’ten bugünkü siyasete farklı bakış: “Herkes siyaset yapamaz”

Gedik’ten bugünkü siyasete farklı bakış: “Herkes siyaset yapamaz” Bir dönemin efsanesi Mehmet Gedik siyasette neler görüyor? Muhalefeti nasıl buluyor? Şener ve DP-Anavatan birleşmesine ne diyor? Bugün seçim olsa kim kazanır? Yetişmiş siyasetçi neden önemli?


Siyasete 1983 Mayıs’ında, Turgut Özal’la birlikte Anavatan Partisi’nde adım attı ve Mustafakemalpaşa kurucu ilçe başkanı oldu.

Mehmet Gedik adı kısa sürede Bursa’ya ulaştı. Hüsamettin Örüç’ün efsane il başkanı olduğu o dönemde gencecik delikanlı Gedik, kısa sürede partinin en etkili ilçe başkanlarındandı.

Sonra…

1987 seçimlerinde onu milletvekili olarak Meclis’e uğurladık. İlçe başkanlığından TBMM’ye bileğinin gücüyle gitti.

Doğallığı, açık sözlülüğü, candan tavırlarıyla Ankara’da da kısa sürede kendini sevdirdi.

Aleyhine bile olsa her zaman doğru cevap verdi. Zaman zaman kandırıldı ama, o kimseyi kandırmadı.

Bu sayede…

Anavatan Partisi’nin en üst karar organı Merkez Karar Yönetim Kurulu’na en yüksek oyla girenlerden biriydi.

Mesut Yılmaz’ın liderlik yürüyüşünde en yakınında yer aldı. Bu yol onu Genel Başkan Yardımcılığı’na taşıdı.

Bursa’nın sorunlarının Ankara’da samimi takipçisiydi.

Şunu da eklemekte yarar var:

Çevre Yolu’nun programa alınıp başlanması, Gedik’in ısrarlı takibinin sonucudur. Sırf Çevre Yolu için defalarca Ankara’ya gittiğini çok yakından biliyoruz.

Fakat…

1995 seçiminde İlhan Kesici’yi kontenjan olarak Bursa’ya getiren ANAP üç milletvekilinde kaldı. Listenin sürprizi İbrahim Yazıcı’ydı.

Bunun üzerine…

Pes etmeyip Bursa’ya döndü ve il başkanı oldu. O süreçte, DYP’deki Turhan Tayan döneminden sonra siyaseten en etkili il başkanı olarak Bursa siyaset tarihindeki yerini aldı.

1999’da ise karşı karşıya kaldığı bazı olumsuzluklardan sonra siyasetten uzaklaştı.

Mehmet Gedik on yıldır aktif siyasetin dışında.

Ama…

Bursa siyasetinden hiç kopmadı. Gözlemler ve analizler yapıyor. Olayları kendi penceresinde yorumluyor.

Bunları yaparken…

Halkla iç içe olduğu için, toplumun nabzını tutmayı sürdürüyor. İnsanların hangi olaylar karşısında ne düşündüklerini o nedenle çok iyi biliyor.

Bursa’da olan biteni yakından izliyor. Hangi partinin neler yaptığından da haberi var.

••••••••••

Çok genç bir yaşta, Bursa için çok uzun yıllarda başarılabilecekleri çok kısa sürede başaran Mehmet Gedik acaba bugünkü siyaset fotoğrafını nasıl görüyor?

Her zamanki açık sözlülüğüyle çok net bir başlangıç yaptı:

“Benim gördüğüm şu: Adalet ve Kalkınma Partisi dahil, Meclis’teki üç partinin de ivmesi aşağıya doğru gidiyor.”

Görüşü şu:

“Muhalefetteki iki parti de iktidar olabilmek için topluma ekonomik ve siyasi mesaj veremiyorlar.”

Şunu ekledi:

“7 yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi ise doğal bir yıpranma sürecine girdi.”

Buna karşın…

Kimilerine çok çarpıcı gelebilecek izlenimini ortaya koydu:

“Ama, tüm olumsuzluklara, Türkiye ve dünyadaki tüm ekonomik etkilenmelere karşın, AK Parti bugün bile halka daha yakın gözüküyor.”

Gözlemi şu:

“Millet şikayet ediyor. Ama, yerine alternatif olarak hiçbir partiyi göremiyor.”

Şuna dikkat çekti:

“Abdüllatif Şener’in kurduğu parti ise, kuruluşuyla birlikte kayboldu gitti.”

Özel bir yorum yaptı:

“Zaten Abdüllatif Şener’in MSP ve AK Parti çizgisinde bir partiyle neyi anlatmak istediğini bildiğini sanmıyorum. Milletin de anladığını sanmıyorum.”

Şunu vurguladı:

“Aynı gömleği giyen iki parti zaten var. Yenisine ihtiyaç yok ki.”

Ayrıntıya girdi:

“Bursa’ya bakıyorum, sağlıklı yapılanma göremiyorum. Halkla bütünleşecek isimler de göremiyorum.”

Başka bir kanala geçti:

“Anavatan-Demokrat Parti birleşmesi çalışmalarını izliyorum. Hüsamettin Cindoruk’un çıkışını da izliyorum. Cindoruk bir kez daha emanetçi görevi üstlendi. Bunun da kolay olduğunu sanmıyorum.”

Teşkilat deneyiminden önemli bir uyarı çıkardı:

“Bu partilerin taban teşkilatları halkın taleplerini yerine getirebilecek heyecana ve hırsa sahip değiller. Genelde, ‘Küçük olsun, benim olsun’ diyenler var.”

Sert bir yorum getirdi:

İktidar olmak için değil, hobi olsun diye siyaset yapan insanlar olduğunu görüyorum.”

İki partinin geleceğini şöyle gördü:

“Bu teşkilatlarla birleşmek ve iktidara yürümek kolay değil. Uzun süreç ister. “

Düşüncesi çok net:

“26 yıllık ANAP var. Kenara çekilip DP’nin kökleriyle uzlaşabileceğini düşünmüyorum.”

Ardından…

“DP’nin adı da 1950’lerde kaldı” dedi ve şunu söyledi:

“Yeni vizyon isteniyor. Tabanı heyecanlandıracak yeni isimler bulunmalı.”

••••••••••

Bu noktada…

“Siyasette yeni isimler” konusuna açıklık getirdi:

“Herkes yeni isimleri çok istiyor. Aslında, her ilçede iyi yetişmiş insanlar var. Bunları bulup siyasete kazandırmak gerek.”

Şunu da anımsattı:

“Fakat sırf yeni olsun denildiğinde de yeterli olmuyor. Örneğin, yeni lider dendi ama Süleyman Soylu ile olmadı.”

Bunun üzerine…

Siyasetçi kimliğiyle ilgili düşüncesini paylaştı:

“Bana göre; iyi politika yapmış, halka yakın olmuş, hizmet etmiş, hangi makam ve mevkide olursa olsun görev almış herkesin yeniden siyasete kazandırılması şart. Böyle düşünüyorum.”

Nedeni şu:

“Emek vermiş çok insan var. Kenarda bekliyorlar. Onları da kazandırmak lazım. Çünkü, bu işin okulu yok. Yetişmiş siyasetçi onun için önemli.”

Böyle düşünmesinin nedenlerinden biri de şu:

“Yeni partiler kuruluyor ama hemen sönüyorlar. 25 yıl siyaset yaptım. Bu gözle baktığımda, kurulan partilerde milletin tanıdığı kimse olmadığını görüyorum. Öyle olunca da haliyle yürümüyor.”

••••••••••

Peki…

Siyasetin önümüzdeki dönemi için acaba falda neler gözüküyor.

İşte Mehmet Gedik’in cevabı:

“Önümüzde genel seçim var. Öncelikle şunu söyleyeyim ki, AK Parti’nin alternatifi gözükmüyor.”

İlginç bir uyarıda bulundu:

“Siyaset yapacak insanlar, millete sorarak yapmalı. Beklentilerle değil…”

Devam etti:

“Eski söylemler halkı etkilemez.”

Önerisi şu:

“Bursa’da iyi politika yapmış çok insan var. Hangi parti olursa olsun onların hepsi kazandırılmalı.”

Yeni partilere bakışı şu:

“Dünya değişiyor. Ekonomik gerçekler ortada. Bunlara cevap verecek yeni yapılanmaları ortaya çıkarmak lazım.”

Özel bir vurgu yaptı:

“Milletle beraber partileşme süreci lazım. Yoksa millet oy vermiyor.”

Geride kalan yerel seçim sürecini anımsattı:

“Bu süreçte CHP’nin patlama yapması lazımdı. Ama olmadı.”

Çok iddialı bir tahmin yaptı:

“Çok açık söylüyorum… Bugün seçim olsa yine AK Parti kazanır.”

Israrla…

Siyasetin okulu olmadığını, iyi siyasetin yetişmiş siyasetçiyle yapılabileceğini tekrarladı. Milletin olan biten her şeyi izlediğini ve bildiğini kaydetti.

Son olarak da…

Siyaset-siyasetçi ilişkisini yorumladı:

“Herkes siyaset yapamaz. Herkes iyi insan olabilir, mühendis, öğretim üyesi olabilir. Ama, siyaset insanın doğasında olacak. Sevmek, maddi-manevi koşmak, insanlarla kaynaşmak gerek.”

Buradan şu sonuca ulaştı:

İyi insanları da tasfiye etmemek lazım. Yetişmişlere yıpranmış gözüyle bakmak doğru değil.”

Ve son sözü:

“Türkiye’de siyasetçi yetiştirmek çok zor. Yetişenler el üstünde olmalı, ama nedense öyle değil.”

Polis vatandaşı yolda bırakır mı?

Yaşananları bize bir vatandaş anlattı. Dinlerken çok şaşırdık.

Olay şu:

Bir gece, saat 03.30 sıralarında trafik polisi ekibi, Mudanya Yolu’nda denetim yaparken, bir aracın sürücüsüyle de alkol muayenesi tartışması çıkıyor.

Doğal olarak sürücüyü Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi’ne götürmeye karar veriyorlar. Aracı kilitliyor, sürücüyü de ekip otosuna bindiriyorlar.

Fakat…

Araçta sürücünün bir de yolcu var. Polisler aracı kilitleyip sürücüyü ekip otosuna bindirdiklerinde, o vatandaş polislere “Peki ben ne olacağım?” diye soruyor.

“Biz sizden sorumlu değiliz, başınızın çaresine bakın” şeklinde şaşırtıcı bir cevap alıyor.

Otomobildeki vatandaş çevreyi gösterip “Nasıl?” diye sorunca, “Taksiye binip gidin” diyorlar.

Sanki gecenin 03.30’unda Mudanya Yolu’ndan vızır vızır taksi geçiyormuş gibi…

Vatandaşın önerisi şu:

“Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi’ne gidiyorsunuz, beni de Kent Meydanı’nda bırakıverin de taksi bulayım.”

Buna karşılık…

“Sizi alamayız. Yolda bir şey olur, başımız derde girer” diyen trafikçiler üç araç halinde çekip gidiyorlar.

Kafamıza takılan şu:

Vatandaşın can güvenliğinden sorumlu olan polis, vatandaşı yol kenarında bırakıp can güvenliğini tehlikeye atabilir mi?

Yine…

Araçta sürücünün eşi, kız kardeşi, arkadaşı ya da tanıdığı olabilirdi. Yolcu kadın olsaydı yine aynı mı davranacaklardı?Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 31-05-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın