Siyasetin bayramı seçimler, festivali meydan mitingleri

Siyasetin bayramı seçimler, festivali meydan mitingleri  Sıkıntılara karşın siyaset solumayı seven bir toplum olarak, çözümün yine siyasette olduğunu biliyor ve çözümü orada arıyoruz. Seçimleri de siyasetin bayramı, meydan mitinglerini ise festivali görüyoruz…


Sorulduğunda her birimiz siyaseti sevmediğimizi söylüyor ve siyasetin uzak durmasını istiyoruz ama, iki kişi bir araya geldiğimizde siyasetin en hasını yapıyoruz.

Kahve köşelerinde, cami avlularında, işyeri sohbetlerinde, ev muhabbetlerinde., bürokratik ortamlarda hükümetler kuruyor, iktidarlar deviriyoruz.

Böyle bir ortamın şu sıralar tam ortasındayız.

Akşam sabah siyaset konuşuyor, siyaset soluyoruz. Hem de çevremizi saran ekonomik sıkıntıları unutacak kadar.

Aslında…

İnsanımız, şu sıkıntı ortamından yine güçlü iktidarların uygulayacağı çözümlerle çıkılacağını biliyor.

En azından…

Siyasetin bir çözüm bulacağı inancını taşıyor.

Galiba en önemlisi de bu. İnsanların umudu siyasette görmeleri, çıkış yolunu demokraside aramaları her şeyin üstünde.

O çıkış yollarından biri kuşku yok ki seçim. Önümüzdeki yerel seçim olsa bile, siyasetin bayramının seçimler olduğu bir gerçek.

Yine…

Siyasetin kitlelerin ilgisini çeken en önemli festivali olarak da meydan mitingleri ortaya çıkıyor.

Televizyonlar vazgeçilmez propaganda aracı olsa da, yazılı medyadan görüşler kitlelere ulaştırılsa da, özel ziyaretlerde projeler ve amaçlar anlatılsa da, siyasetin meydan mitinglerinden vazgeçmesi mümkün değil.

Biraz da…

Kendini güçlü gören ve yarış halinde olan partilerin toplumdan enerji alabildikleri ortamların meydan mitingleri olduğunu kabul etmek gerekiyor.

İşte…

O siyaset festivali süreci başladı.

Saadet’in gençlik aşısı

70’li yılların ortalarında Milli Nizam Partisi ile başlayan, Milli Selamet Partisi ile koalisyonlara ortak olan, 12 Eylül sonrası Refah Partisi ile ilk başbakanlığına ulaşan, Fazilet Partisi ile gerileme sürecinde siyaseti de noktalama durumunda kalan Prof. Dr. Necmettin Erbakan tabanı üzerindeki etkisini hep korudu.

Ancak…

Saadet Partisi’nin kurulmasıyla başlayan son süreçte, Erbakan’ın liderliğini hiç tartışmayan tabanı, Recai Kutan’ın liderliğinde bir sonuca ulaşılamayacağını biliyordu.

Onun için de…

Erbarkan gibi adının başında Prof. Dr. ünvanı bulunan Numan Kurtulmuş’un liderliğine umut bağlandı.

O güne de ulaşıldı.

Misyonun gençlik aşısı olarak Numan Kurtulmuş, geçen yıl Saadet Partisi Genel Başkanlığı’nı devraldı ve teşkilata yeni bir hava kazandırdı, tabanı da umutlandırdı.

O heyecan…

Bursa’daki seçim döneminin ilk mitingine de yansıdı. Şehreküstü Meydanı’na koşanlar, hep yolunu bekledikleri yeni liderle nereye varabileceklerini görmek istediler.

Meydandan ayrılırken gülen yüzlerine bakılırsa, umduklarını da buldular.

Saadet’in dün Kurtulmuş’la yaptığı ilk mitingi; bu seçimin Bursa’daki ilk mitingi olduğu için başkalarıyla kıyaslamak doğru değil. Hatta, Erbakanlı mitinglerle bile kıyaslamamalı.

Çünkü…

Enerjik bir yarışçı olarak Kurtulmuş’un nereye hangi hızla koşacağını zaman gösterecek.

Bursa’yı görmeden Bursa’da yaşamak ve siyasetin sorumluluğu

2004 yerel seçimlerinin öncesiydi… Siyasi partilerin seçime yönelik propaganda ve adaylarını tanıtma çalışmaları sırasında bir şey dikkatimizi çekti:

Bazı partiler, Ankara Yolu’nun altında ve üstündeki bazı mahallelere hiç uğramıyorlardı.

Bir anlamda…

Buralarda siyasi çalışma yapmaya gerek görmüyorlardı.

Oysa…

Kent merkezindeki evlerde iki, ya da en fazla dört seçmene ulaşılabilirken, bu bölgelerdeki evlerden onun üzerinde seçmen çıkabiliyordu.

O bölgelerdeki seçim çalışmalarını merak ettiğimiz için, buralara gidebilen az sayıdaki partilerden birinin peşine düştük.

Gittiğimiz yer, kentin doğusunda, Ankara Yolu’nun üstünde kalan bölgedeydi. Siyasi partinin temsilcileri kahvede konuşmalarını yapıp adaylarını tanıtırken, biz de dışarıda oturanlarla sohbet etmeye çalıştık.

Çalıştık, çünkü, orada oturanların büyük bölümü Türkçe bilmiyordu. Bilenlerin aracılığıyla sorular yönelttik.

Örneğin…

“Heykel’e gittiniz mi?” sorusuna o topluluktan bir cevap alamadık.

Yalnızca…

İçlerinden biri, “Bir kere Ulucami’ye götürüldüğünü” söyledi.

Bunu söyleyene ne kadar zamandır burada yaşadığını sorduk. 10 yılı geçmiş, 15 yıla yaklaşmış.

••••••••••

Gelin şimdi hep beraber düşünelim:

2004 yılı Bursa’sında 10 yıldan fazla yaşayıp da Heykel’e gitmemiş, ama bir kez Ulucami’ye götürülmüş insanlar yaşıyor.

O insanlar için…

Yaşadıkları muhit Bursa olmuş.

O tarihlerde Doğu illerine giden yolcu otobüsleri Ankara Yolu’dan geçtikleri için, yola inip memleketlerine gitmişler, dönüşte yine yolda inip mahalleye çıkmışlar.

Bursa’nın bir başka bölgesine gitme, orada neler olduğunu görme gereği duymamışlar.

Kimileri…

Bu mahalleleri Bursa’nın gettoları görebilir. Haklı da olabilirler. Ama unutmamak gerekiyor ki, onlar da Bursa’da yaşıyorlar ve Bursa’yı çok iyi bildiklerini söyleyenler kadar Bursa’nın kaderi ile ilgili karar süreçlerine oy vererek katılıyorlar.

Peki…

Ne yapmak gerekiyor?

Bunları duyduğumuz zaman “Vay canına” deyip şaşkınlık mı göstereceğiz, yoksa aynı kentte beraber yaşamanın ve kentin güzelliklerini paylaşmanın gereklerini mi yerine getireceğiz?

Kısacası…

Bursa’da yaşayan herkese Bursa’yı sevdirmeyi başarabilecek miyiz?

Bize göre en önemli nokta burası:

Bursa’da yaşayan herkesi kucaklamanın, toplumun farklı kesimlerini kaynraştırmanın yolu siyasetten geçiyor.

Yani…

Siyaset farklılıkları daha da belirginleştiren değil, farklılıkları kaynaştıran olmalı.

Yoksa…

Birlikte yaşama kültüründen söz edemeyiz.

••••••••••

Aslında…

Yalnızca bu örneğe takılıp kalmamak gerekiyor.

Bursa’ya gelip yerleşenlerin ikinci nesil çocukları arasında bile kendini memleketiyle özdeşleştirenler olduğunu hepimiz biliyoruz.

Kendini Erzurumlu, Artvinli, Trabzonlu, Samsunlu, Ağrılı, Mardinli, Muşlu, Diyarbakırlı, Edirneli, Kütahyalı kabul edenlere kimliklerini unutturacak dayatmalar yapılamayacağı gibi kimliklerinden dolayı yargılamaya da kimsenin hakkı yok.

Buna karşın…

Bursa’da yaşayan herkesin ortak paydası, ortak kültürü Bursa sevgisi olmalı.

İşte…

Sosyolojik boyutlu sorunun belki de en hassas noktası burası.

Kimseyi dışlamadan, kimseyi “ta bilmem nereden gelmiş” demeden, kökenini meziyet ya da eleştiri konusu haline getirmeden, Bursa sevgisi ile bir birine bağlamayı siyasetle başarabiliriz.

Siyaset kentilik bilincini geliştirmeyi başarabilir. Hatta, başarmak zorunda.

Üstelik…

İçinde bulunduğumuz seçim süreci tam da buna katkı koyacak özellikler sergiliyor. Umuyoruz ki siyasetçilerimiz de bunun farkındadırlar.

Yılların inşaatçısı Sadak Gençosman artık fidancı

Herkes Sadak Gençosman’ı inşaatçı olarak tanır. Gerçekten de o, Bursa’nın en önemli inşaatçılarından biri. Kurallara aşırı duyarlıdır, prensiplerini de sonuna kadar korur.

Öyle ki…

1994-1999 döneminde Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Erdem Saker’in yanında gayrimenkul danışmanı olarak sorumluluk üstlendiğinde, tüm inşaat işlerini askıya aldı. Büyükşehir ve Saker adına çok önemli kararlara imza attı.

Son dönemde ise…

Evinin bahçesine dikmek için ilgilendiği fidancılık Sadak Gençosman’da tutkuya dönüştü. Bu tutku sonunda onu fidancı yaptı.

İlk fidanlığı, ortaklarıyla birlikte Mudanya Yolu’nda açmıştı. Fakat daha sonra kendi fidanlığını kurma gereği duydu.

Şimdi…

Yine Mudanya Yolu’nda, ama Geçit’in bitiminde, Sinta Beton’un tam karşısındaki Gençosman Fidanlığı’nda apayrı bir heyecanla çalışıyor.

Hafta içinde bir sabah uğradığımızda, onu özel fidanların arasında bulduk. Binlerce fidanı adları ve özellikleriyle tanıtırken gözleri parlıyordu.

Artık zamanının büyük bölümünü fidanlara ayırıyor. Dostları da onu yalnız bırakmıyorlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Olay Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. 08-03-2009


İlk yorum yapan olun

Yorum Yazın